<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0">
<channel>
	<title>arzular29</title>
	<link>http://arzular29-.azbuz.com</link>
	<description>arzular29</description>
	<language>tr</language>
	<docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
	<lastBuildDate>5 Sep 2007 17:11:25 GMT</lastBuildDate> 
<image>
  <title>arzular29</title> 
  <link>http://arzular29-.azbuz.com</link> 
  <url>http://s.azbuz.com/images/RSSlogo.gif</url> 
  <width>117</width> 
  <height>35</height>
  </image>
	
	
	
	<item>
		<title>KONAK HELVASI</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811871</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/48/11/5000000004811871.gif" align='right' border='0'> Kona helvası <br>KAÇ KİŞİLİK: 4 <br>HAZIRLAMA SÜRESİ: 30 dk <br>PİŞME SÜRESİ: 15 dk <p><span>Malzemeler:</span><br><li>2 su bardağı irmik<br><li>Yarım su bardağı sıvıyağ<br><li>50 gr dolmalık fıstık<br><li>1 litre süt<br><li>3 su bardağı tozşeker<br><li>Yarım çay bardağı gülsuyu<br><li>1 çorba kaşığı tarçın<br><li>1 çorba kaşığı hindistancevizi<br><p><span>Hazırlanışı:</span><br>* Fıstığı sıvıyağda kavurun. İrmiği ekleyip 15 dakika daha kavurun ve tencereyi ocaktan alın. <br>* Ayrı bir kapta süt, şeker ve gülsuyunu karıştırarak ısıtın. İrmiğin bulunduğu tencereyi tekrar ocağa alın. Sütlü karışımı azar azar ekleyip karıştırarak pişirin. İrmik sütlü karışımı iyice çektikten sonra tencereyi ocaktan alın. <br>* Helvayı servis tabağına alıp üzerini kaşıkla düzleyin. Tarçın ve hindistancevizi serpin. Ilık servis yapın. </p></li></p></li> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>16 Oct 2007 18:23:48 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811871</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>MEYVEL&#304;  PALUZE</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811973</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/48/11/5000000004811973.gif" align='right' border='0'> <div>Meyveli paluze </div><p><div></div><p><div><span>Meyveli paluze </span><br>KAÇ KİŞİLİK: 4 <br>HAZIRLAMA SÜRESİ: 15 dk <br>PİŞME SÜRESİ: 15 dk <p><span>Malzemeler:</span><br><li>5 su bardağı su<br><li>1.5 su bardağı tozşeker<br><li>5 çorba kaşığı nişasta<br>&nbsp; <li>4-5 kuru incir<br><li>4-5 kuru kayısı<br><li>3 çorba kaşığı kuru üzüm<br><li>5-6 hurma<br><li>1 çorba kaşığı file badem<br><li>1 tatlı kaşığı tarçın<br><p><span>Hazırlanışı:</span><br>* Kayısı, üzüm ve incirleri yumuşaması için ayrı kaplarda suyun içinde bekletin. Hepsini süzüp incir ve kayısıları tavla zarı büyüklüğünde doğrayın. Hurmaların çekirdeklerini alıp doğrayın.<br><br>* Şeker, su ve nişastayı tencereye alıp malzemeleri birbirine yedirinceye kadar çırpma teli ile çırpın. İncir, kayısı, kuru üzüm, hurma ve bademi ekleyip kısık ateşte sürekli karıştırarak üzeri göz göz oluncaya kadar pişirin. Tatlıyı kâselere paylaştırıp ılınmaya bırakın. Üzerlerine tarçın serpip buzdolabında 10 dakika bekletin. Servis yapın. </p></li></div></p></li> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>16 Oct 2007 18:20:46 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811973</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>EHL-&#304; BEYT&#304; SEVMEN&#304;N GERE&#286;&#304; VE FAZ&#304;LET&#304;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811759</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <img src="http://www.menzil.net/themes/Menzil/images/tablo1.jpg" ><img src="http://www.menzil.net/themes/Menzil/images/tablo3.jpg" ><a href="http://www.menzil.net/modules.php?name=News&amp;new_topic=5" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.menzil.net/images/topics/tasavvufi.gif" ></a><font>Allahu Teâlâ’yı seven kimse, elbette O’nun sevdiklerini de sever. Önce Allah’ın Habibi Hz. Rasûlullah’ı (s.a.v) sever. Sonra ona ait olan, ondan sayılan, onunla anılan her şeyi sever. Sevmesi de gerekir. Bunların başında Ehl-i Beyt gelir.<br><br><b>EHL-İ BEYT KİMDİR?</b><br><br>Ehl-i Beyt, Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin ailesi ve evlâtlarıdır. Mü’minlerin anneleri, Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm), Ehl-i Beytin şerefli ferdleridir.( Râzî, Tefsir-i Kebir, XXV, 181)<br><br>Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şerefli nesebi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vasıtasıyla devam ettiği için, onların kıyamete kadar gelecek olan evlâtları da Ehl-i Beyt’in birer parçasıdır Onları sevmek her mü’minin vazifesidir. Bu sevgi çok şerefli ve gereklidir. Kalbinde azıcık Ehl-i Beyt sevgisi bulunmayan kimse, Hz. Rasûlullah’ın sevgisinde yalancıdır.<br><br>Aşağıda vereceğimiz ayet ve hadislerde görüleceği üzere, Hz. Rasûlullah’ın kendisine tâbi olan amcaları ve onların çocukları da Ehl-i Beyt’ten sayılmıştır.( Bkz:Ibn Atıyye, el-Muharraru’l-Veciz, IV, 384. (Beyrut, 1993))<br><br>Allah Teâlâ, Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in ehl-i beytini bizzat Kur’an’da zikretmiş ve onlara şu şekilde iltifatta bulunmuştur:<br><br><b>“Ey Peygamber hanımları! Namazı kılın, zekâtı verin; Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab/33)</b><br><br>Ümmü Seleme validemiz (r. anha) demiştir ki: “Bu âyet-i kerime benim evimde indi. Hz Rasûlullah (s.a.v) Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı. Onları Hayber yapımı geniş bir elbisenin altına topladı, kendisi de içine girdi ve:<br><b>“İşte bunlar benim ehl-i beytimdir”</b> buyurdu. Sonra inen ayet-i kerimeyi okudu ve:<br><br>“Allahım! Onlardan kötülükleri gider. Onları tertemiz et!” diye duâ etti. Ben: “Yâ Rasûlellah, ben Ehl-i Beytten değil miyim? dedim.” Hz. Rasûlullah (s.a.v),<br><b>“Sen benim ehlimsin. Sen zaten hayır içindesin”</b> buyurdu.( Taberî, Câmiü’l-Beyân, Cüz:XXII, Shf:7; Ibnu Kesir, Tefsir, VI, 412-413.)<br><br>Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, Ashâb-ı kirâmı ve ümmetim Ehl-i Beyt’in hukunu iyi koruma konusunda şiddetle uyarmıştır:<br><br>Zeyd b. Erkam (r.a) anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v), Mekke ile Medine arasında Hummen denilen suyun başında bir hutbe verdi. Allah’a hamd, sena ve zikirden sonra şöyle buyurdu:<br><br><b>“Ey insanlar! Dikkat ediniz; ben bir beşerim. Rabbimin ölüm elçisinin gelmesi ve benim ona icabet edip aranızdan gitmem yakındır. Sizlere hukuku ağır iki kıymetli emanet bırakıyorum. Birincisi Allah’ın Kitabı’dır. Onda nur ve hidayet vardır. Allah’ın Kitabına sımsıkı sarılın. Onunla meşgul olun, onu öğrenin, öğretin; hükümlerini anlayın. İkinci emanet Ehl-i beytimdir. Ehl-i Beytim hakkında Allah’tan korkmanızı hatırlatırım. Ehl-i Beytim hakkında Allah’tan korkmanızı hatırlatırım. Ehl-i Beytim hakkında Allah’tan korkmanızı hatırlatırım. ”</b> Zeyd b. Erkam’ı dinleyenler arasında bulunan Husayn b. Sebre,<br><br>“Ey Zeyd, Rasûlullah’ın (s.a.v) zevceleri de Ehl-i Beytten midir?” diye sordu, Zeyd (r.a),<br><br>“Tabi ki Efendimizin hanımları da Ehl-i Beyttendir. Fakat Rasûlullah’ın (s.a.v) haklarının korunmasını istediği Ehl-i Beyt, kendilerine sadakanın haram olduğu kimselerdir” dedi. Husayn,<br><br>“Onlar kimdir?” diye sorunca Zeyd b. Erkam (r.a),<br><br>“Ali’nin ailesi, Akîl’in ailesi, Cafer ve Abbas’ın âilesidir” dedi. Husayn,<br><br>“Bunlara sadaka haram mıdır?” diye sorunca, Zeyd (r.a),<br><br>“Evet” dedi. (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 36; Nesâî, Sünen-i Kübrâ, Menâkıb, 9.)<br><br>Âlimlerin ekseriyetine göre Ehl-i Beyt, Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin şerefli aileleri, kızı Hz. Fâtıma, damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm) ve kıyamete kadar oların sulbünden gelen zürriyetleridir. Yani Hz. Hüseyin’in torunları olan seyitler ve Hz. Hasan’ın torunları olan şerifler Ehl-i Beyt’in günümüzdeki şerefli mensuplarıdır. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in şerefli nesli, kıyamete kadar hiç kesilmeyecektir.<br><br>Hz. Hüseyin’in (r.a) oğlu Ali Zeynelâbidîn (rah), babası Hz. Hüseyin’in şehid edilmesinden sonra, Şamlılar tarafından esir edilerek Dımeşk’a getirildi. Onu böyle gören zalim bir Şamlı: “Sizin kökünüzü kazıyan ve fitnenin başını kesen Allah’a hamdolsun!” diye, güya onların fitne başı olduğunu ima etmeye çalıştı. Zeynelâbidîn (rah), adama,<br><br>“Sen Kur’an’ı okudun mu?” diye sordu, adam,<br><br>“Evet, okudum” dedi. Zeynelâbidîn (rah),<br><br>“Sen, Allah Teâlâ’nın, <b>“Resûlüm, onlara de ki: ‘Ben bu davetime karşılık olarak sizden bir karşılık ve ücret beklemiyorum; sadece yakınlarıma sevgi göstermenizi istiyorum’ (Şûrâ/23)<br></b>âyetini okumadın mı?” diye sordu. Adam,<br><br>“Bu ayette sevilmesi emredilen yakınlar siz misiniz?” diye sorunca, İmam, “Evet, onlar biziz” dedi.( Taberî, Cüz:XXV, Shf:33 (Beyrut, 1995); Suyûtî, ed-Dürrü’1-Monsûr, VII, 348)<br><br><br><br>Bir gün İmam Azâm (rah) hocası İmam Cafer es-Sadık hazretlerinden ilim ve hadis dinlemeye gelmişti. Hocası elinde bir asa ile çıkageldi. İmam Azam (rah), “Ey Rasûlullah’ın evlâdı, siz henüz asaya ihtiyaç duyacak bir yaşta değilsiniz” dedi. Cafer es-Sâdık (rah),<br><br>“Evet dediğin gibidir, fakat bu elimdeki asa Hz. Rasûlullah’ın asasıdır; onu bereket için yanımda taşıyorum” dedi. İmam Azam (rah), hemen ileri atılıp bastona sarıldı ve, “Ey Rasûlullah’ın evlâdı, müsaade buyurun, onu öpeyim” dedi. Cafer es-Sâdık (rah) hemen kolunu açtı ve İmam Azam’a göstererek:<br><br>“Vallahi sen bilirsin ki bu ten Hz. Peygamber’in hücrelerini taşıyan bir tendir ve şu gördüğün kıllar da onun kılındandır. Onu öpmüyorsun da asayı öpmek istiyorsun!” dedi. Bununla, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in zürriyetinin Hz. Peygamber’in (s.a.v) bir parçası olduklarını hatırlattı (Bkz: Muhammed Besyûnî, es-Seyyidc Fâtımatu’z-Zehrâ, 37. (Beyrut, 1990))<br><br><br><br><b>EHL-İ BEYTİ SEVMEK İMANIN ALÂMETİDİR<br><br><br><br></b>Allah Teâlâ, müminlere Resûlü’nün sevilmesini farz kıldığı gibi onun parçası olan ve kendisine inanan yakınlarının da sevilmesini, bu şekilde Peygamber’in (s.a.v) sevindirilmesini istiyor. Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:<br><br><b>“Resûlüm onlara de ki: Ben bu davetime karşılık olarak sizden bir karşılık ve ücret beklemiyorum; sadece yakınlarıma sevgi göstermenizi istiyorum.” (Şûrâ/23)<br><br></b>İbn Abbas (r.a) naklediyor: Bu ayet-i kerime indiği zaman, bazıları, “Yâ Resûlellah! Sevmemiz vacip olan bu yakınlarınız kimlerdir?” diye sordular; Efendimiz (s.a.v),<br><b>“Ali, Fâtıma ve onların çocukları Hasan ile Hüseyin”</b> buyurdu. (Tabarânî, el-Kebîr, No: 2641; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IX, 168)<br><br>Efendimiz (s.a.v), başka bir hadislerinde, onları dost edenleri kendisinin de dost edeceğini, onlara düşmanlık edenlere kendisinin de düşman olacağını beyan buyurmuştur. (Hâkim, Müstedrek, III, 149; Tabarâni, el-Kebîr, No:2619, 2620)<br><br>Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, Ehl-i Beytin sevgisinin, kendisini sevmekten ileri geldiğini şöyle belirtmiştir:<br><br><b>“Sizi nimetleriyle rızıklandırıp gıdâlandırdığı için Allah’ı seviniz. Beni Allah’ı sevdiğiniz için seviniz. Ehl-i Beytimi de beni sevdiğiniz için seviniz.”</b> (Tirmizî, Menâkıb, 32; Hâkim, Müstedrek, III, 150.)<br><br>Efendimiz’in zevcesi Ümmü Seleme (r. anha) anlatıyor:<br><br>Resûlullah (s.a.v) Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’le yemek yedi. Yemekten sonra, onları üzerindeki elbise ile sardı ve,<br><br><b>“Allahım! Bunlara düşman olana sen de düşman ol; bunları seveni sen de sev!”<br></b>diye duâ etti. (Ebû Ya’lâ, Müsned, No:6951; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IX, 166-167.)<br><br>Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in amcası Abbas (r.a) bir gün üzüntülü bir şekilde, Efendimiz’in huzuruna geldi ve,<br><br>“Yâ Resûlellah! Kureyş bizden ne istiyor; birbirleriyle karşılaşınca güler yüz gösteriyorlar, bizimle karşılaşınca yüzleri değişiyor!” diye şikâyet etti. Allah Resûlü (s.a.v) bu hâle çok gazaplandı; yüzü kıpkırmızı oldu. Sonra,<br><b>“Allah’a yemin ederim ki, bir kalp sizleri Allah ve Resûlü için sevmedikçe o kalbe iman girmiş olmaz”<br></b>buyurdu ve şöyle devam etti:<br><br><b>“Ey insanlar! Kim amcama eziyet ederse, bana eziyet etmiş olur. Hiç şüphesiz bir kimsenin amcası babası gibidir.”</b> (Tirmizî, Menâkıb, 28; Ahmed Müsned, I, 207.)<br><br>Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, Hz. Ali’ye hitaben: <b>“Yâ Ali, seni ancak mümin olanlar sever; sana ancak münafıklar buğzeder.”<br></b>buyurmuştur.( Müslim, iman, 131; Tirmizî, Menâkıb, 20; Nesâî, iman, 19.)<br><br>Allah Resûlü (s.a.v), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.a) için,<b> “Bunlar benim evlâdımdır; evlâdımın çocuklarıdır. Allahım! Ben onları seviyorum, sen de sev. Allahım, onları sevenleri de sev!”<br></b>diye duâ etmiştir. (Tirmizî,Menâkıb, 50; Beğavî, Mesâbihu’s-Sünne, IV, 194. (No: 4829))<br><br>Büyük arif Muhyiddin b. Arabî hazretleri (k.s) demiştir ki: “Allah Resûlü (s.a.v), Allah Teâlâ’nın emriyle bizden yakınlarına muhabbet etmemizi istemiştir. (Şûrâ/23) Bundan sonra bir mümin Hz. Peygamberin (s.a.v) bu talebim kabul etmezse, yarın kıyamet gününde ona hangi yüzle bakacak ve onun şefaatini nasıl umacaktır?”<br><br>Bir sadık âşık demiştir ki: “Sevgilinin yaptığı her şey sevgilidir. Eğer senin Allah ve Resûlü için muhabbetin sahih ise, Hz Peygamber’in (s.a.v) Ehl-i Beytini de seversin. Herkesin imanı onların muhabbeti ile ölçülür.” (Ibnu Arabî, el-Futûhâtu’1-Mekkiyye, I, 29. Bölüm. (Özetle alındı))<br><br><br><br><b>EHLİ BEYT, KIYAMETE KADAR DEVAM EDER; HER MÜ’MlNE ONLARA HÜRMET ETMEK VE HAKLARINI KORUMAK GEREKİR<br><br><br><br></b>Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:<br><br><b>“Şüphesiz, (âhirete) çağrılıp gitmem yakındır. Size iki büyük ve hukuku ağır emanet bırakıyorum. Birisi, Aziz ve Celil olan Allah’ın kitabı Kur’an. Diğeri de gözümün nuru ehl-i beytimdir. Allah’ın kitabı Kur’an; semadan yeryüzüne uzatılmış (ilâhî ve nuranî) bir iptir. Lâtif ve Habir olan (her şeyi bilen Rabbim) bana bildirdi ki: Kur’an’la ehl-i beytim (âhirette) Havz-ı Kevser’in başında bana gelene kadar birbirinden ayrılmayacak. Öyleyse, sizler (size emanet ettiğim) bu iki şeyde bana nasıl halef olduğunuza (benden sonra onlara nasıl davrandığınıza) iyi bakınız; onların hakkını korumaya dikkat ediniz!”<br></b>(Ahmed, Müsned, 111,17;V,182;Tabarânî, el-Mu’cemu’1-Kebir, V, 154 (No:4922, 4923). Bkz: Tirmizî, Menâkıb, 32 (No:3788. Aynı konuda biraz farklı bir rivayet))<br><br><br><br>Hz. Resûlullah’ın (s.a.v) gerçek âşığı Ebû Bekir Sıddîk (r.a) demiştir ki:<br><br>“Resûlullah’m Ehl-i Beytini sevip memnun ederek Resûlullah’ın (s.a.v) hatırını gözetin. Vallahi, Resûlullah’ın yakınlarının haklarını korumak, benim için kendi yakınlarımın haklarını korumaktan daha sevimlidir.” (Buhârî, Fedâilü Ashâbi’n-Nebi, 12.)<br><br>Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:<br><br><b>“Sizin en hayırlınız, benden sonra Ehl-i beytime karşı en hayırlı davranan kimselerdir”</b> (Hâkim. Müstedrek, III, 311; Ebû Ya’lâ, Müsned, No:5924)<br><br><b>“Allah’a yemin ederim ki, bana ve ehl-i beytime buğzeden ve bizi kızdıran kimse, muhakkak cehenneme girer.”</b> (Hâkim, Müstedrek, III, 150; ibnu Hıbbân, el-Ihsân, XV, 435. (No:6978).)<br><br><b>“Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur; uzak duran boğulup helâk olur.”</b> (Hâkim, Müstedrek, III, 151; Ahmed, Müsned, III, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No:2636-2638.)<br><br><b>“Rabbim bana, Ehl-i Beytim içinde kim Allah’ın birliğini ve benim peygamberliğimi kabul ederse ona azap etmeyeceğini vaadetti.”</b> (Hâkim, Müstedrek, III, 150.)<br><br>Şu hâdiseden ibret alalım:<br><br>Ashabın hafız ve ileri gelen âlimlerinden Zeyd b. Sâbit’e (r.a) binmesi için bir hayvan getirildi. Abdullah b. Abbas (r.a) hemen üzengisini tutup binmesine yardımcı olmaya çalıştı. Zeyd (r.a), “Ey Resûlullah’ın amcaoğlu, lütfen böyle yapma, üzengiyi bırak!” dedi. İbn Abbas (r.a):<br><br>“Biz âlimlerimize ve büyüklerimize karşı böyle davranmakla emrolunduk” dedi. Bunun üzerine Zeyd b. Sabit (r.a), “Elini bana verir misin?” dedi ve İbn Abbas elini uzatınca onu öptü ve, biz de Hz. Peygamber’in ehl-i beytine karşı böyle davranmakla emrolunduk” dedi. (lbnu Abdilberr, Beyâni’1-tlm, I, 127; Kandehlevî, Hayâtu’s-Sahâbe, II, 440. Son kısmı hâriç bkz: ibnu Hacer, el-lsâbe, No:2888; (Beyrut, 1995); Hâkim, Müstedrek, III, 423.)<br><br><br><br>Müfessir İbn Kesir (rah) demiştir ki: “Ehl-i Beyte karşı hayır tavsiyede bulunan, onlara karşı iyiliği, hürmet ve ikramı emreden kimseyi yadırgamayız. Çünkü onlar tertemiz bir zürriyetten gelmektedirler. Onlar, övünme, nesep ve itibar yönünden yeryüzündeki en şerefli hanenin evlâtlarıdır. Özellikle Hz. Rasûlullah’ın şerefli sünnetine tâbi olan ve ondan hiç ayrılmayan Ehl-i Beyt, bu hürmet ve hizmete en lâyık kimselerdir. Çünkü Efendimiz (s.a.v) sahih bir hadiste:<br><br><b>“Size iki tane hukuku ağır emanet bırakıyorum. Birisi Allah’ın Kitabı, diğeri de Ehl-i Beytimdir. Kur’an ve Ehl-i Beytim, kıyamette havzın başında bana kavuşana kadar birbirinden ayrılmayacaktır”<br></b>buyurmuştur. (Ibnu Kesir, Tefsir, VII, 201. (Riyad, 1997))<br><br>Müfessirlerin imamı Fahruddin er-Râzî (rah.) demiştir ki:<br><br><b>“Resûlüm onlara de ki: Ben bu davetime karşılık olarak sizden bir karşılık ve ücret beklemiyorum; sadece yakınlarıma sevgi göstermenizi istiyorum”<br></b>âyet-i kerimesi (Şûrâ/23) Resûlullah’ın (s.a.v) Eh-i Beytini ve Ashabını sevmenin vacip olduğunu göstermektedir. Allah Resûlü (s.a.v) sahih hadislerinde:<br><b>“Fatıma benden bir parçadır; onu üzen beni de üzer”</b> (Ibnu Kesir, Tefsir, VII, 201) buyurmuş, Hz. Ali’yi, Hasan ve Hüseyin’i sevdiğini belirtmiştir. Efendimizin sevdiği kimseleri sevmek, bütün ümmete vaciptir. Sonra, her namazın sonunda Hz. Peygamberin Ehl-i Beyti’ne salât ve selâm okunması, bütün ümmete emredilmiştir. Bu büyük bir makamdır; onlardan başka hiç kimseye nasip olmamıştır. Bütün bunlar gösteriyor ki, Hz. Peygamberin Ehl-i Beyti’ni sevmek vaciptir.<br><br>Yukarıdaki âyetin içine Efendimize iman ve itaat eden bütün Sahâbe-i Kiram da girmektedir. Onlar da Efendimizin yakınlarıdır. Kısaca, Ehl-i Beyt’i ve Ashâb-ı Kiram’ı sevmek vaciptir.<br><br>Bir hadiste: <b>“Eh-i Beytim Nûh’un gemisine benzemektedir. Ona binen kurtulur; binmeyen suda boğulur”<br></b>buyrulmuştur. Bir diğer hadiste ise: <b>“Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine tâbi olursanız doğru yolu bulursunuz”</b> buyrulmuştur. Şu anda bizler, ilâhî teklif denizinde bulunuyoruz. Bu arada şüphe ve şehvet dalgalan da devamlı bize çarpıp durmaktadır. Denizde giden bir kimsenin iki şeye ihtiyacı vardır. Birisi, kusuru bulunmayan ve içine su geçilmeyecek şekilde sağlam bir gemi.<br><br>Diğeri de, yön tayin edecek açık parlak yıldızlar. Bir kimse sağlam bir gemiye biner ve parlak yıldızlarla yönünü belirlerse, hedefine selâmet içinde ulaşır. Bunun gibi, biz ehl-i sünnet cemaatı da, Hz<br>Peygamberin Ehl-i Beytinin muhabbet gemisine bindik ve gözlerimizi hidayet semasının yıldızlan olan Ashâb-ı Kirama diktik; böylece yol alıyoruz. Bu durumda Allah Teâlâ’dan ümidimiz bizleri dünya ve âhirette selâmete ulaştırmasıdır. (Râzî, Tefsir-i Kebir, XXVII, 143.)<br><br>İmam Şafiî (rah.) başka bir sözünde Ehl-i Beyt sevgisinin farz olduğunu şöyle dile getirir:<br><br>“Ey Resûlulllah’ın Ehl-i Beyti! Sizi sevmek bize farzdır. Allah indirdiği Kur’an’da böyle emretmiştir. Size salât okumadan namaz kılanın namazının kabul olmaması, sizin için en büyük bir övünç kaynağıdır ve bu size kâfidir.” (Muhammed Afif ez-Za’bî, Divânu’ş-Şâfii, 72)<br><br>“Allah ve melekleri devamlı Peygamber’e salât ediyor; ey müminler siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzab/56.)Âyeti nazil olunca, Ashab’tan bazıları, Rasûlullah (s.a.v) Efendimize gelerek:<br><br>“Yâ Rasûlellah! Size nasıl selâm vereceğimizi biliyoruz, fakat size, Ehl-i Beytinize nasıl salât okuyalım?” diye sordular. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:<br><br>Şöyle deyin:<br><br><b>“Allahım! Efendimiz Muhammed’e ve onun âline (ailesine ve zürriyetine) salât et. Peygamberin İbrahim’e ve âline salât ettiğin gibi. Allahım! Efendimiz Muhammed’e ve onun âline (ailesine ve zürriyetine) bereket ihsan et, onları mübarek kıl. Peygamberin İbrâhim’e ve âline bereket verdiğin gibi.”</b> (Buhârî, Ehâdisü’l-Enbiyâ, 10; Müslim, Salat, 65-69.)<br><br>Bu ayet ve hadislerden hareketle İmam Şafiî (rah), namazın son oturuşunda Efendimize salât okumayı namazın farzlarından saymıştır. Getirilecek salâtın en kısasının, tercih edilen görüşe göre “Allahümme salli alâ Muhahemmedin ve âlihi” olduğu belirtilmiştir. (Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I, 270 (Beyrut, 1997. Tahriçli Baskı); Zuhaylî, el-Fıkhu’l-Islâmî ve Edilletühû, I, 670.)Yukarıda geçen sözle bu kasdedilmiştir.<br><br>Meşhur şair Ferazdak, Ehl-i Beyt’ten Zeynelâbidin’i tanıtırken bir beytinde şöyle söyler: “O öyle bir ailedendir ki, onları sevmek din, onlara buğzetmek küfürdür. Onlara yakınlık kurtuluş ve emniyettir.” (Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, III, 139; Ibnu Hacer el-Heytemî, es-Savâiku’l-Muhrika, II, 574)<br><br><br><br><b>AHİR ZAMANDA GELECEK VE İSLÂMIN İZZETİNİ ÂLEME GÖSTERECEK OLAN Hz. MEHDÎ DE (a.s) EHL-İ BEYTTEN BİR ZAT OLACAKTIR<br><br><br><br></b>Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:<br><br><b>“Dünyada kıyametin kopmasına bir gün de kalsa, muhakkak Allah o bir günü Uzatacak ve benim Ehl-i Beytimden birisini ortaya çıkaracaktır. Onun ismi benim ismime, babasının ismi de babamın ismine uyar. Daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olan yeryüzünü adaletle doldurur.”<br></b>(Ebû Dâvud, Kitâbu’l- Mehdî, 4; Tirmizî, Fitcn, 52.)<br><br><b>“Mehdî benim sulbümden Fâtıma’nın evlâtlarından gelecek birisidir.”</b> (Ebû Dâvud, Kitâbu’l- Mehdî, 6; Ibnu Mâce, Fiten, 34)<br><br><b>“Mehdî benim Ehl-i beytimdendir; o açık alınlı ve kıvrık burunludur. Daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olan yeryüzünü adaletle ve doğrulukla dolduracak ve yedi sene hüküm sürecektir.”</b> (Ebû Dâvud, Kitâbu’l- Mehdî, 6.)<br><br><b>“Âhir zamanda Ehl-i Beytimden çıkacak ve müminleri toplayacak olan kimseye yardım etmek, davetine uymak her mümine vaciptir. ”<br></b>(Ebû Dâvud, Kitâbu’l-Mehdî, 12; Ali Nasıf, et-Tâc, V, 344)<br><br>“Ehl-i Beytim yeryüzündekiler için bir emniyettir. Onlar gidince, yeryüzündekilerin sonu gelir; kıyamet kopar.” (Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, no: 318, el-Evsat, IV, 204.)<br><br><br><br><b>MANEVÎ NESEB VE İMAN BAĞI İLE RASÛLULLAH (s.a.v) EFENDİMİZE BAĞLI OLAN MUTTAKİLER DE EHL-Î BEYTTEN SAYILMIŞTIR. ONLARI SEVMEK TE VACİPTİR<br><br></b><br><br>Bu konuda Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:<br><br><b>“Bütün muttakiler, Muhammed’in âlidir (ehl-i beytidir.)”</b> (Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, III, 89; (No:5624); Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X,<br>269.)<b>”Ehl-i Beytimden bazıları kendilerinin bana insanların en evlâsı (en sevgilisi) olduğunu düşünüyorlar. Hâlbuki durum öyle değildir. Şüphesiz benim içinizdeki dostlarım, muttakilerdir. Onlar (nesep ve yer olarak) kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, değişmez.”</b> (Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, no: 318, Deylemî, Müsncd, I, 287 (No:904))<br><br>Rasûlullah (a.s), Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken, onunla birlikte uğurlamaya çıktı. Kendisine tavsiyelerde bulundu. Muaz (r.a) binekte, Rasûlullah (a.s) ise yerde yaya yürüyordu. Uğurlama yerine geldiklerinde Efendimiz(a.s):<br><br><b>“Yâ Muaz! Belki bu seneden sonra benimle burada karşılaşıp görüşemeyeceksin!”<br></b>buyurdu. Rasûlullah (a.s)’ın ayrılığından (ve bu işaret yollu vefat haberinden) dolayı Muaz (r.a) ağladı. Sonra Rasûlullah (a.s) geri dönüp, Medine’ye yönelerek:<br><br><b>“Benim için insanların en evlâsı (en yakını) her kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, muttaki olanlardır.”</b> buyurdu.( Ahmed, Müsned, V, 235; Ali el-Muttakî, Kenz, III, 91.)<br><br>Allah Resulüne olan sadakati ve sevgisi İran asıllı Selman-ı Fârisî Hz.lerini Ehl-i Beytin içine katmıştır. Selman (r.a) İslâm’a girişiyle ve Hendek harbindeki ince siyaseti ile bütün ashabın gönlüne girmişti. Muhacirler: “Selman bizdendir.”diye onu kendileri gibi görmüşlerdi. Ensâr ise: “Hayır, aslında Selman bizdendir.” diye ona sahip çıkmak istemişlerdi. Allah Resûlü (s.a.v) bizzat araya girdi ve:<b> “Selman bizdendir; Ehl-i Beytimizdendir”<br></b>(Ibnu Sa’d, Tabakât, IV, 83; Muhammed eş-Şâmî; Sübülü’1-Hüdâ, IV, 365.) buyurarak, onu has dairenin içine aldı; kıyamete kadar hayırla anılacak grubun içine kattı.<br><br>İman, sevgi ve takva yolunda hizmet ile herkes bu şereften bir derece pay sahibi olabilir. Bu kapı herkese açıktır. “Allah’ın dostları ancak muttakilerdir.” (Enfal/34) âyeti nazil olunca, Hz. Resûlullah (s.a.v): “Benim dostlarım ancak muttakilerdir.” (Hâkim, Müsterdek, II, 328; Ibnu Kesir, Tefsir, IV, 51) buyurarak, işin esâsının iman ve takva olduğunu belirtti.<br><br>Bir kimse, hem Allah Resûlünün temiz nesebine, hem de edebine vâris ve sahip olursa, o nur üstünü nur olur. Böyle olduğu için, geçmişte ve günümüzde, takva imamlığını en liyakatli şekilde temsil eden onlar olmuşlardır. Yani, irşad kutubluğu, Ehl-i Beytin şerefli mensubu ariflere nasib olmuştur. Bu, Allah Rasûlü’nün (s.a.v) kıyamete kadar devam eden nübüvvetinin bir tezahürüdür. Velâyet, nübüvvet mucizesinin bir devamıdır ve bu nur en parlak şekilde o nübüvvetin sahibi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz’in evlâtlarında zuhur etmiştir ve hâlen de etmektedir.<br><br>Allahım! Bizi Ehl-i Beyt sevgisiyle yaşat ve o sevgi içinde hasret. Bizi takva ile şereflendir; rızâ ve cemâlinle sevindir. Âmîn, bi hürmeti Seyyidi ‘1-Mürselîn. Velhamdü lillahi Rabbilâlemin.<br><br><br><br><b>İzahat.Com'dan Alınmıştır....</b><br></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>16 Oct 2007 18:03:15 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811759</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>&#199;OCU&#286;UN EV G&#220;NL&#220;&#286;&#220;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811637</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <img src="http://www.menzil.net/themes/Menzil/images/tablo3.jpg" ><a href="http://www.menzil.net/modules.php?name=News&amp;new_topic=23" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.menzil.net/images/topics/aile.gif" ></a><font><a href="http://www.menzil.net/modules.php?name=Your_Account&amp;op=userinfo&amp;uname=Kullanıcı" target="_blank" class="pageLinks">Kullanıcı</a> bildirdi: <i>"Sadece çocuklar için hazırlanmış oyun bahçeleri ve parklar... Görünürde her şey ne kadar güzel! Atlayan, zıplayan, itişip-kakışan, gülüşüp oynaşan çocuklar... Ve çocuklarına “jest” yapmış olmanın mutluluğu yüzlerinden okunan yetişkinler... Dışarıdan bakınca manzara böylesine güzeldir. Ya biraz düşününce?..<br><br>Hava güzelse, yakınlarda bir park varsa ve çocuğu parka götürebilecek birisi bulunuyorsa, çok değil, sadece bir-iki saatliğine çocuklar eğlenebileceklerdir. Çocukların o bir-iki saatlik süre içinde adeta yarışırcasına bir maymun çevikliğiyle hoplayıp zıpladığına bakınca, harcamaları gereken ne kadar “bastırılmış” enerjileri olduğunu anlamak hiç zor değildir. Çocuğun eve dönmek istememesini, ağlayıp tepinmesini başka nasıl izah edersiniz?<br><br>Çocuk, evinde ne kadar mutlu? <br><br>Çocuklar evlerinde oynayamıyorlar mı? Evde mutlu değiller mi acaba? Onlara evde nasıl bir ortam veriyoruz ki sokağa çıktıklarında sanki “zincirden boşanmış” gibi oluyorlar? Ya da şöyle soralım: Ev ortamımızı çocuk gözüyle değerlendirsek, acaba onların yerinde olmak ister miydik?<br><br>Çocukluğun ilk bir yılı, belki onların en mutlu yılıdır. O da anne çalışmıyorsa. Çocuk aileye yeni dahil olmuştur, hatta kendisini annesiyle bir bütün olarak hissetmektedir. Ne var ki, etrafıyla iletişim kurmaya başlar başlamaz televizyonun karşısına oturtulur ve önüne bir kaç oyuncak konulur. Artık anne ev işi yapma özgürlüğüne tekrar kavuşmuştur! Ama çocuk için okul çağına kadar sürecek monoton yıllar da başlamıştır. <br><br>Bu açıdan bakılınca, köy çocukları belki birçok yönden mağdurdurlar; ancak oyun oynama özgürlüğü açısından şehir çocuklarına oranla çok daha şanslıdırlar.<br><br>Oyun, hayalleri yaşamaktır. <br><br>Ne kadar farkındayız bilinmez ama oyun çocuk için hayatın özüdür. Oyun, hayatı yaşamaktır. Oyun, işleri, ilişkileri öğrenmek demektir. Oyun, hayalleri, düşleri yaşamaktır. Bir değneye binerek “deh deh” çığlıklarıyla koşan çocuk, gerçekten at üstünde gidiyormuşçasına mutlu değil midir?<br><br>Oyun arkadaşla oynanır. Arkadaşı yoksa çocuk hayalî bir arkadaş edinir. Kendi kendine onunla konuşur, iki rolü aynı anda oynar. Evdekiler de çocuk kendi kendine oynuyor zanneder. Bazen çocuklar yetişkinlerin kendisiyle oynamasını ister. Oysa oynaması için ne çok oyuncağı vardır! Hep unuturuz ama oyuncaklardan da bıkılır. Siz her gün aynı yemeği yeseniz bıkmaz mısınız? Eğer çocuğunuzun sizinle oynama isteğini oyuncakları bahane ederek geri çeviriyorsanız, bilmelisiniz ki oyuncaklar onun sizinle iletişimini azaltan nesneler durumuna gelmiştir. Tabii televizyon da aynı şekilde. Çocukların oyuncaklarını kırıp parçalamalarının temelinde bu tür hisler olabileceğini ciddi ciddi düşünmeliyiz.<br><br>“Yılanları kestim anne!”<br><br>Çalışan bir anne anlatıyor: “Oğlum 3-4 yaşlarına geldiğinde, evde bakıcısıyla sıkılıyordur düşüncesiyle bir kutu pastel boya aldım. ‘Bak sana ne getirdim’ diyerek sevinçle eve girdim. O ise hiç sevinmedi. Sonra mutfağa yemek yapmaya girdim. Bir süre sonra çocuğun odasına giderek ne yaptığına baktım. Yeni boyalarıyla resim yapmaya daldığını zannetmiştim. Ne yaptığını görünce hayretler içinde kaldım: Oğlum, eline geçirdiği eski bir demir pergel ile pastel boyaları kıtır kıtır doğramış, un-ufak yapmıştı. ‘Ne yaptın?’ diye bağırdım. ‘Bak, ben onları sana alabilmek için akşama kadar çalışıp para kazandım!’ Oğlum soğukkanlılıkla ‘yılanları kestim anne’ dedi. Bu söz karşısında irkildim. Çocuğum, benim ona getirdiğim hediyeyi kesilecek yılan olarak algılıyorsa... Başka ne diyebilirim ki?...”<br><br>Anne-baba ile iletişimin yetersiz olduğu durumda çocuk, sevgi-ilgi eksikliği hisseder. Doyurucu iletişim ortamından mahrum çocukların, hayatlarının ileriki dönemlerinde diğer insanların görüş ve değerlendirmelerine aşırı önem veren, kendini onlara göre ayarlayan, çevresinde “sevgi arayan çocuk” karakterine bürüneceği öngörülür. Tüm ilişkileri sevgi aramaya, içindeki sevgi eksikliğini doyurmaya yönelik olacaktır. Sevgiye doymamış bir çocuk, ileride ana-baba olduğunda kendi çocuklarına da aşırı bağlanarak onlardan sevgi umacaktır.<br><br>Bazı oyuncaklar da kendi kendine oynar. Çocuk onlarla oynayamaz, sadece çalıştırır ve onu izler. Oyuncağı istediği gibi kullanamaz. Çocuk elektronik, pahalı bir oyuncağa “sahip”tir ancak onunla oynamak çok zevk verici değil, aksine kaygı vericidir. Ya bozulursa? Sonuçta azarlanmak da var...<br><br>Çocuk odası mı hücre mi?<br><br>Hayatın ikinci ve üçüncü yılı tuvalet eğitiminin sıkıntısı ile geçer. Sonra evin en küçük odası çocuk odası olarak ayrılır. Çoğunlukla bu odaya iki katlı bir ranza konulur. Ranzadan düşüp yaralanan çocukları duymuşsunuzdur. Diğer tarafta ders çalışmaları için bir kitaplık ve ortada bir seccade sığacak kadar boşluk... Sanki sahip olmamız gereken çocuk sayısı da bize empoze edilmiş oluyor: İkiden fazla asla!..<br><br>Şehirlerde milyonlarca ev, aile bu durumda. Yaşlılarımız, “zamane” çocuklarını gördüklerinde, “bizim çocuklarımız böyle değildi” diyorlar. Bir odada 5-6 çocuk büyütmekten söz ediyorlar. Evet, onların çocukları bizimkiler gibi değildi. Dünün çocukları her iklimde; sıcakta-alazda, karda-boranda dışarıda idiler. Belki yokluk gördüler, çalıştırıldılar ama bir iletişim-paylaşım ortamında idiler. Akşam olup eve girdiklerinde, oyun veya çalışma sebebiyle de olsa enerjileri tükenmiş oluyordu herhalde.<br><br>Cıss!... Ona dokunma!<br><br>Ve biz anneler: Evimizde çocuklarımızdan korumamız gereken o kadar çok eşyamız var ki. Bilirim, o eşyaların günlük bakımı çocuk bakımından daha zordur. Sanki biz o eşyaları kullanmak için edinmemişiz de, o eşyalar bizi kullanıyor... <br><br>Haksız da sayılmayız yani!.. O güzelim dantel örtüleri aylarca-yıllarca, gece-gündüz, çocuklar kirletsin diye mi ördük? Hele bir dokunsunlar bakalım! Her gün yer silmekten belimiz ağrıyor. Cam silmekten kollarımız dökülüyor. Çocuklar ne hakla alınlarını cama dayayıp dışarıyı seyretsin! Camdaki buğuya kirli parmaklarıyla nasıl resim çizerler?!. Bir çocuk okuldan geldiğinde, dalgınlıkla ayakkabılarıyla içeri dalıverirse, tokadı hak etmez mi?! Hatta aynı şeyi kocamız da yapıverirse, azarladık diye şikayete hakkı var mı?!. Evi bir gün de o temizlesin bakalım nasıl oluyor? Bazı çocuklar da çok aşırı gidiyor canım!.. Oynamaya diye çıkıp, toza-çamura belenip geliyor...<br><br>Şaka bir yana, yazık ki çoğu hanımlar böyle söylemeseler de bu şekilde düşünüyorlar. Hatta bu tip manzaralar, titizliğiyle övünen bir annenin sinir krizlerine tutulması için yeter de artar bile.<br><br>Çocukların ev içi hayatındaki sınırlama ve engellemeler yetmezmiş gibi, bir de alt kattakilerin, üsttekilerin rahatsız olması meselesi var ki, Allah korusun zaman zaman kan davasına dönüşebiliyor. Bu durumda, çocuklar başkalarını çileden çıkarmamak için okuldan gelir gelmez yemeğini yemeli, ödevlerini yaptıktan sonra sessizce televizyonlarını izlemeli, sonra da hücrelerine (pardon, yani odalarına) çekilmelidirler. Ortalıkta dolanmaları onların hayrına değildir. Yorgun babalar da gazetelerini rahat okuyabilmeli, televizyon haberlerine bir de çocuk sesleri karışmamalıdır. <br><br>Bazı okuyucularımız bu ifadeleri abartılı bulabilir. Hiç de böyle davranmadığımızı düşünerek, kendimizi eleştirmekten kaçabiliriz. Veya yaptıklarımızı savunacak gerekçeler de üretebiliriz. Oysa bütün bunlar sonucu değiştirmez. Psikolojide çok genel bir kural vardır: Engellenme, saldırganlığa neden olur. <br><br>Kısıtlamalar saldırganlaştırır.<br><br>Çocuklarımızı ev içinde lüzumlu-lüzumsuz bir sürü kurallarla sınırlarsak, onları sürekli engellersek, saldırgan, dur-durak tanımaz hale gelmelerine neden oluruz. Çocuğa bir yığın oyuncak alıp odasına kapatmak, onun hayallerini ve bizimle iletişim kurmasını engellemek anlamına da gelir. Hiç çamurla oynayan çocukları izlediniz mi? Kendileri birşeyler üretiyorlar, oyuncaklar yapıyorlar ve ne kadar da mutlular değil mi? Öyleler, çünkü özgürler.<br><br>Çocuklarımızı engelleyip engellemediğimiz konusunda bir kanaate varamadıysak, onların saldırgan olup olmadıklarına bakabiliriz. Saldırganlık sadece fiziki olarak düşünülmemelidir. Sık sık okulda, sokakta dövüşmeleri açık bir saldırganlıktır. Ana-babalarını dövebilecek güçte değiller ya! Olsa olsa kardeşlerini veya arkadaşlarını dövebilirler. Psikologlar içe dönük ve dışa dönük olmak üzere iki tür saldırganlıktan söz ediyorlar. Çocuğun içe, yani kendine yönelik saldırganlığı yemek yememe, başını yere vurma veya kendini acıtma şeklinde olabilir. Yemek yememe, hastalık gibi başka sebepler yoksa aynı zamanda anneyi de cezalandırmaktır. Kurallara uymama, kendisinden beklenilenleri savsaklayarak-nazlanarak yapma, anne-babayı merak ettirme, kaygılandırma, ders çalışmama, aşırı hırslı olup başkalarının başarılarını kıskanma gibi davranışlar da, sözel olmayan dışa dönük saldırganlık örnekleridir.<br><br>Küçük çocukların kasıtlı olarak oyuncaklarını kırması veya bebek, hayvan şeklindeki oyuncaklarını hırpalaması, saldırganlığın yön değiştirmesidir. Aynı zamanda onlara nasıl davranıldığının da bize bir yansımasıdır. En önemlisi de bir ev gezmesine gidildiğinde, ya da eve misafir geldiğinde çocukların hiç umulmayacak söz ve davranışlarda bulunması, anne-babalarını mahcup edip çileden çıkarması, misafir yanında şımarmaları en çok kullandıkları gizli bir saldırganlık türüdür. Sonucu dayak olsa bile...<br><br>Şunu asla aklımızdan çıkarmayalım: Çocuklarımızda hoşumuza gitmeyen, şikayetçi olduğumuz davranışların sebebi, çoğunlukla bizim yanlışlarımızdır.<br></i></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>16 Oct 2007 17:59:55 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811637</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>&#199;OCUK E&#286;&#304;T&#304;M&#304;NDE &#214;NEML&#304; PRENS&#304;PLER</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811645</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <img src="http://www.menzil.net/themes/Menzil/images/tablo3.jpg" ><a href="http://www.menzil.net/modules.php?name=News&amp;new_topic=23" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.menzil.net/images/topics/aile.gif" ></a><font>Bir yıl sonrasını düşünüyorsan buğday ek,<br>On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik,<br>Yüz yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir. <br><b>(Kuan Tzu)</b> <br><br>New Page 1 <p>İyi bir çocuk yetiştirmek, hazineler dolusu servetten daha hayırlıdır. Çünkü bunlar yaşayan hazinelerdir.&nbsp;<br><b>(C.G.Salzman)<br></b><br><b><font color="#ff0000">1.</font></b> Ailede kazanılan davranış ve tutumlar, her zaman düzenli bir eğitimin sonucu olarak&nbsp;<br>değil genellikle karşılıklı etkileşim sonucu ve rasgele gerçekleşmektedir.<br><b><font color="#ff0000">2</font></b>. Eğitimin en temel şartlarından birisi eğitici ve eğitilen arasındaki diyalogun&nbsp;<br>(karşılıklı konuşmanın) sağlıklı olarak tesis edilmesidir. Bu ilişki ne kadar sağlıklı ise verilen eğitimin sonuçları da o kadar iyi olacaktır. Iyi bir iletişim kurmanın yolu da çocuğu ve kendimizi anlamaktan geçer.<br><b><font color="#ff0000">3</font></b>. Eğer bir halk veya topluluğun diğerlerinden ayrıcalığı varsa, onlar insanların&nbsp;<br>haklarını gasp ederek insanlık âleminin başına bela olabilirler. Kısa bir zaman sonra böyle kimselerin kalpleri katılaşır, başkalarının elem ve gözyaşları onları etkilemez olur. Çocuklar da baskı altında ezilen insan topluluklarındandır. Onları baskı altında tutanlar, özellikle anne ve babalardır. Çocuklara rev&#257; görülen bu muameleler, yeni yetişenler tarafından da görülerek âdet&#257; gelenek h&#257;lini almaktadır.<br><b><font color="#ff0000">4</font></b>. Çocukların davranışlarının kaynağı, anne ve babalarının hareketleridir. Aslında<br>hatanın kimde olduğunu daha iyi anlamak için onlar üzerinde araştırma yapmak gerekir. Çocuklar, anne ve babalarına benzerler ve onların karakterlerini yansıtırlar.<br><b><font color="#ff0000">5</font></b>.Bazıları başka çocukları örnek gösterirler: &#8220;Bak şu çocuğa, nasıl hareket ediyor? Sen&nbsp;<br>de böyle olmalısın!&#8221; diyerek çocuğun yaratılışına uygun olmayan şeyleri yaptırmaya kalkışıp çocuğu &#257;si, hırçın ve pısırık bir hâle getirirler.<br><b><font color="#ff0000">6</font></b>.Anne ve babaların yanlış davranışlarından ilk önemli örnek; kendi yapmadıklarını&nbsp;<br>onlardan istemeleri.<br><b><font color="#ff0000">7</font></b>. Ikinci örnek: Aşırı ileri görüşlülük: Bazı anne ve babalar, yakınarak çocuklarına en<br>iyi terbiye ve eğitimi verdikleri halde onların neden kötü davranışta bulunduklarını bir türlü anlayamadıklarını söylerler. Bunun sebebini biraz detaylı olarak araştırırsak, şu sonuç ortaya çıkar: Bu kötü hareketlerin kaynağı, çocuklara farkında olmadan verilen birkaç saatlik olumsuz derslerdir.<br><b><font color="#ff0000">8</font></b>. Üçüncü örnek: Yanlış eğitim: Insanın keyfi yerindeyse, kötü davranışları ve&nbsp;<br>alışkanlıkları görmezlikten gelebilir.Ancak onu kızdıran bir şey varsa, çocuğunu küçük bir hatadan dolayı cezalandırır. Bazen suç işleyen çocuklar, bu işlediği suçu kabul edince dayak yerler. Bazen de yalan söyleyerek dayaktan kurtulurlar. En ufak hatadan dolayı &#8211;mesela bir bardak kırmak gibi- çocuk affedilmeyip hemen dövülebiliyor. Çocukları bu şekilde yetiştirmek, ateşin üzerine benzinle gitmek gibidir.<br><b><font color="#ff0000">9</font></b>. Çocukların duygularına değer vermezseniz ve sadece onlara haksızlık ederseniz, kendinizden nefret ettirirsiniz.<br>Küçük kız, annesini sevindirmek için bardakla çiçek götürüyor, merdivenleri çıkıyordu. Ayağı kayarak düştü ve bardak kırıldı. Annesi kızının ne yapmak istediğini öğrenmek gereği duymadan eline bir sopa alarak üzerine yürüdü&#8230;Bir yandan vurmaya,bir yandan da &#8220;Güzelim bardağı kırarsın ha!&#8221;diye bağırmaya başladı.<br>Takdir ve öpücük beklerken bir ton dayak yiyen küçük Dilara, yapılan haksızlık karşısında çok hiddetlendi. Uzun süre olanları unutamadı ve annesine içinden kin besledi. Ona bir daha çiçek hediye ettiğini gören de olmadı.<br><b><font color="#ff0000">10</font></b>. Çocuklar arasında ayrımcılık yapılırsa, ilgilenilmeyen ve horlanan çocuk, iltifat gören ve sevilen diğer kardeşlerini kıskanır, nefret ve kızgınlıkla bakar, anne-babasına karşı ise kin duyar ve inat eder.<br><b><font color="#ff0000">11</font></b>. Çocukları sevdikleri şeylerle korkutursanız, onlardan soğutmuş olursunuz.<br><b><font color="#ff0000">12</font></b>. Anne ya da babadan biri haklı olarak çocuğunu azarlar ve ceza verirken diğeri çocuğa arka çıkar, korur ve şımartırsa, çocuk kendisini azarlayan, ceza verenden nefret eder.<br><b><font color="#ff0000">13</font></b>. Çocuklarınıza karşı hissiz olur, onların üzüntü ve sevinçlerine katılmazsanız, böylece size karşı kin duymalarını sağlamış olursunuz.<br><b><font color="#ff0000">14</font></b>. Çocuklarınız bir hata mı yaptı? Hemen alaya alıp dalga geçerek hatırlatırsanız, böylece sizden nefret edebilirler.<br><b><font color="#ff0000">15</font></b>. Çiğdem, annesinden biraz dikiş dikmeyi öğrenince, annesine becerikliliğini göstermek için bir mendil kenarı çevirmek istedi. Bu mendilin kenarını çevirirse, annesi onu nasıl da takdir ederdi, diye düşünüyordu.Ümitler içinde, bütün dikkatini dikişe vermişti. Işin tam ortasındayken küçük kızın parmağına iğne batıverdi. Kızcağız, bu acı karşısında feryat ve figan ederek, yerinde zıplamaya başladı.Bu acısına bir çare bulur diye annesine koştu. Fakat ilgisiz ve düşüncesiz anne, kızının bu haline acıması gerekirken kahkahayla gülmeye başladı. Diğer kardeşleri de annelerinin kahkahasına katıldılar. Iğnenin parmağına batmasından çok kendisiyle alay edilmesi acı veriyordu ona. Benzer olaylar ve annesinin benzer olayları devam ettikçe küçük yüreğinde annesine karşı kin ve nefret duyguları kabarıyordu. Artık hiçbir şeyle kendisini ispatlamak istemiyor, nefreti, davranışlarına da yansıyordu. Annesini üzmek için onun dediklerinin hep tersini yapıyordu. Anne ise Çiğdem&#8217;in bu ters davranışlarına bir sebep bulamıyor, şaşırıyordu.<br><b><font color="#ff0000">16</font></b>. Çocuklarınıza sık sık yalan söyler ve onları aldatırsanız, işte o zaman size güven duymadıklarını görürsünüz.<br><b><font color="#ff0000">17</font></b>. Çocuklara neyin nasıl yapılacağını öğretmeden; rasgele emirler verirseniz ve yapılıp yapılmadığını kontrol etmezseniz, hiçbir zaman yerine getiremeyeceğiniz tehditler savurursanız, sizi dinlemezler alay ederler. Daha sonra sizi aşağıladıklarını göreceksiniz.<br><b><font color="#ff0000">18</font></b>. Hediye verme ya da ceza konusunda vaatlerde bulunursanız, sözünüzü yerine getirin.Yoksa çocuklar sözlerinizin boş olduğunu, tutarsız olduğunu anlarlar.<br><b><font color="#ff0000">19</font></b>. Çocuklarınızın birbirlerini aşağılamalarına, kavga ve gürültü çıkarmalarına müsamaha gösterir, suçun kimde olduğunu araştırmadan hemen dayak atarsanız, böylece çocukların birbirlerine düşman olacaklarını görürsünüz.<br><b><font color="#ff0000">20</font></b>. Sürekli insanların kötülüklerinden bahsederseniz, çocuklarınızı insan sevgisinden mahrum edersiniz.<br><b><font color="#ff0000">21</font></b>. Anne ve babalar, çocuklarına, fakirlere ve yardıma muhtaç insanlara merhamet edilmemesi gerektiğini anlatarak, cimrilik ederek bunlara yardım etmeyi &#8220;boş yere harcama&#8221; sayarlarsa, çocukların kalbinde yardım etme duyguları tükenir. Artık fakirlere karşı hissiz ve soğuk davranırlar. Hatta onlardan nefret bile etmeye başlarlar.<br><b><font color="#ff0000">22</font></b>. Anne ve babalar, devamlı birbirleriyle tartışır, hakaret eder, sürekli hatalarla çocuklara örnek olurlarsa, çocuklar onları aşağılarlar ve onlar da kavgacı ve tartışmacı olurlar.<br><b><font color="#ff0000">23</font></b>. Çocuklarınıza küçük yaştan itibaren, zavallı ve masum insanların acılarıyla alay etmeyi öğretirseniz, onlar da muhakkak böylece zalim ve acımasız olacaklardır.<br><b><font color="#ff0000">24</font></b>. Çocuğunuz birisine öfkeliyse onu destekleyip kışkırtmakla işte onların yüreklerine intikam hırsını rahatça yerleştirmiş olursunuz<br><b><font color="#ff0000">25</font></b>. Birileri çocuğunuzu aşağılar veya ona hakaret ederse, siz bunu iyice abartırsanız kalbindeki kin ve intikam hisleri eksilmez.<br><b><font color="#ff0000">26</font></b>. Çocuklarınıza başkalarının uğradığı felaketler karşısında sevinme öğretilirse, onlar diğer insanların mutluluklarına kızıp, kıskanırlar ve böylece kalplerdeki sevgi ve merhamet duyguları kaybolur.<br><b><font color="#ff0000">27</font></b>. Çocuklarınızı, bazı hayvanların kirli ve pis olduklarına inandırabilirseniz, onları diğer hayvanlardan da tiksindirebilirsiniz.&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">28</font></b>. Çocuklarınız tabiatın güzellikleriyle ilgilenmek isterlerse, buna mani olunursa, onları değişik telkinlerle bu duygudan vazgeçirmeye çalışılırsa, o vakit tabiata karşı duyarsız ve hissiz olacaktır.<br><b><font color="#ff0000">29</font></b>. Çocuklarınıza, henüz öğrenim yaşına gelmeden, ısrarla yabancı dil öğretmeye çalışırsanız, göreceksiniz kabiliyetlerinin nasıl köreldiğini.<br><b><font color="#ff0000">30</font></b>. Çocuklarınıza cinlerden, hayaletlerden, büyüden, peri masallarından, kötü kalpli cadıdan bahsedilirse, böylece onların her gece cin ve hayaletlerden korktuklarını göreceksiniz.<br><b><font color="#ff0000">31</font></b>. Çocukları ölümden korkutmamak için, onun çok korkunç bir şey olmadığını anlatmalısınız.<br><b><font color="#ff0000">32</font></b>. Çocuklarınıza Allah&#8217;ın hep ceza verip azap ettiğini anlatırsanız, böylece onların Allah&#8217;tan ve dinden uzaklaştıklarını göreceksiniz.<br><b><font color="#ff0000">33</font></b>. Çocuklarınızı dinden uzaklaştırmak istemiyorsanız dini bilgileri öğrenmeleri için baskı yapmamalı, hatta bu sebeple onları dövmemelisiniz.<br><b><font color="#ff0000">34</font></b>. Dindar insanları kötüleyip, arkalarından konuşarak çocuklarınızı dinden uzaklaştırmış olursunuz.<br><b><font color="#ff0000">35</font></b>. Istedikleri her şeyi hemen yerine getirirseniz, çocuğunuz inatçı biri olur.<br><b><font color="#ff0000">36</font></b>. Çocuklarınızı yalan söylemesini istemiyorsanız onları küçük yaşta buna alıştırmamalısınız.<br><b><font color="#ff0000">37</font></b>. Çocuklarınızın size her anlattığına hiçbir araştırma yapmadan inanırsanız onları yalancı yapabilirsiniz.<br><b><font color="#ff0000">38</font></b>. Çocuklarınız yaptıkları hataları size bildirip doğru söyledikleri zaman onları cezalandırırsanız böylece yalan söyleme ihtiyacı duyarlar.<br><b><font color="#ff0000">39</font></b>. Çocuklara, nazlanmasına neden olacak şekilde davranıp, üzerine fazla düşerseniz tembelliğe ve yalana teşvik etmiş olup, konuşmalarınızla yalan söylemelerini kolaylaştırabilirsiniz.<br><b><font color="#ff0000">40</font></b>. Çocuklarınıza her şeyin kötü tarafını gösterirseniz; onları somurtkan, kendilerinden şikayet eden ve hayatta karamsar insanlar yaparsınız.<br><b><font color="#ff0000">41</font></b>. Çocukları, başkaları aleyhinde konuşmaya teşvik ederseniz büyüdüklerinde iftira atmaya da alıştırmış olursunuz.<br><b><font color="#ff0000">42</font></b>. Sahip olamayacakları şeyleri güzel göstermek suretiyle çocuklarınızı somurtkan ve çekilmez hale getirebilirsiniz. Hiç de kötü hayatları olmayan çocuklar, yaşantılarından memnun olmamaya başlarlar.<br><b><font color="#ff0000">43</font></b>. Normal isteklerine aldırılmayan fakat zorla yaptırmak istedikleri hemen yerine getirilen çocukların inatçı hale geldiklerini göreceksiniz.<br><b><font color="#ff0000">44</font></b>. Çocukları, sevmedikleri ve başaramayacakları meslekleri seçmeye zorlamamalısınız, yoksa yetenekli olmadıkları mesleklerde beceriksiz, faydasız ve neşesiz hale gelirler.<br><b><font color="#ff0000">45</font></b>. Her istediklerinde çocuklarınıza bol bol harçlık verir ve bu parayı ne yaptıklarını hiç sormazsanız zamanla hırsızlık yapmaya yönelirler.<br><b><font color="#ff0000">46</font></b>. Çocuklarınızın gözleri önünde evliliğe dair mahrem olan şeyleri yaparsanız ruhsal yapıları bozulur.<br><b><font color="#ff0000">47</font></b>. Her istediklerini yemelerine göz yumarsanız çocuklarınızı obur yapabilirsiniz.<br><b><font color="#ff0000">48</font></b>. Çocuklarınızın, kendilerini size beğendirmek için gösterdikleri gayretleri görmezlikten gelmeyin. Aksi halde onları tembel, düzensiz ve hayata karşı isteksiz yapabilirsiniz.&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">49</font></b>. En küçük hatalarından dolayı bile çocuklar dövülürse, çok kolay aptal olurlar.<br><b><font color="#ff0000">50</font></b>. Aşırı içki içen anne-babalar, çocuklarınızın nasıl geri zekâlı olduğunu gözlerinizle görün!<br><b><font color="#ff0000">51</font></b>. Çocukların her işi başkalarına yaptırılır, kendi başlarına bir iş yapmalarına da fırsat verilmezse, beceriksiz ve pısırık bir hâle gelirler.<br><b><font color="#ff0000">52</font></b>. Çocuklarınızın düzenli ve tertipli olma heveslerini kırmayın, yoksa onları düzensiz bir hâle getirebilirsiniz.<br><b><font color="#ff0000">53</font></b>. Çocuklarınızı küçük yaşta süslü püslü, gösterişli ve modaya uygun giyindirirseniz, büyüdüklerinde onları &#8220;moda hastası&#8221; tipler olarak görebilirsiniz.<br><b><font color="#ff0000">54</font></b>. Çocuklara sık sık çalışmanın zorluğundan bahsetmeyin, bahsederseniz bu, onların avare ve haylaz kimseler olarak yetişmesini sağlar.<br><b><font color="#ff0000">55</font></b>. Çocuklarınızı, çok küçük yaşlarda zekalarının gelişmesi için zorlarsanız onların böylece aptallaştıklarını görebilirsiniz:<br>Bir profesörün sevimli bir kızı dünyaya gelmişti. Birkaç hafta sonra hareketleriyle gösterdiği zeka belirtileri, anne ve babayı pek sevindirmişti. Bir yaşına geldiğinde yaptığı ilginç hareketlerle, söylediği sözlerle dikkatleri üzerine toplamaya başlamıştı.<br>Çocuk gücünden fazla gayret göstermeye başladı. Arkadaşları dışarıda oynarken, o odasına kapanıp, hayret edilecek kadar çok şeyler öğrendi. Dört yaşına geldiğinde her şeyi okuyabiliyor, bu arada Fransızca ve coğrafya dersleri alıyordu. Altı yaşındayken tarih dersleri almış ve çoğu yazarları okumuştu. On iki yaşına geldiğinde eski medeniyetlerden bahsediyor, bir sanat tenkitçisi gibi şair ve yazarları tenkit ediyor, yeni çıkan savaşların sonuçları hakkında kendinden emin şeyler söylüyordu.<br>Ne var ki on üç yaşından sonra gerilemeye başladı. Kızcağız, okuduğunu anlayamaz ve hiçbir şeyi kafasında tutamaz hâle geldi. Sonunda kafası hiçbir şey alamaz aptal biri oldu. Çocuklar ata benzer. Daha gelişmeden önce onlara yük vurulursa, küçük ve güçsüz kalırlar.<br><b><font color="#ff0000">56</font></b>. Çocuklara, paranın çok değerli bir şey olduğunu sık sık hatırlatırsanız cimrileştirirsiniz.<br><b><font color="#ff0000">57</font></b>. Durmadan vazifelerini anlatmak, çocukları öğüt dinlemez hale getirir, göreceksiniz ki zamanla duyarsız bir hâle geleceklerdir.<br><b><font color="#ff0000">58</font></b>. Kötü alışkanlıkları çocuklarınızın yanında sık sık tekrarlarsanız, onların sizi örnek aldıklarını ve bu alışkanlıkları kazandıklarını görebilirsiniz.<br><b><font color="#ff0000">59</font></b>. Çocukları ya kendi hallerine bırakmak; yahut bakıcılara emanet edip onlarla hiç ilgilenmemek, kötü huylu hâle getirir.<br><b><font color="#ff0000">60</font></b>. Çocuklarınızı sağlıklı büyütmek istiyorsanız, onların üzerine titreyip çok nazlı yetiştirmeyin.<br><b><font color="#ff0000">61</font></b>. Temiz hava ve bol güneşten mahrum yaşamak, sağlıksız yetişmeye yol açar.<br><b><font color="#ff0000">62</font></b>. Çocukların üzerine titremek, en ufak bir rahatsızlıktan dolayı doktor doktor gezdirmek, hazır yiyeceklere alıştırarak bol bol ilaç vermek, onları ölüme yaklaştırır.<br><b><font color="#ff0000">63</font></b>. Çocuklarınızı sağlıksız bir bakıcıya verirseniz onların da hastalıklı ve zayıf kimseler olduğunu görürsünüz.<br><b><font color="#ff0000">64</font></b>. Bütün rahatsızlıkların ana kaynağı, bizzat insanın ta kendisidir. Cahillik, b&#257;tıl inançlar, tembellik, başıbozukluk ve en önemlisi, fikri hayatın kaynağı olan din ve manevi değerlerin yeterince bilinmemesidir. Şâyet bu hastalıklara şif&#257; bulmak gerekiyorsa:<br><b><font color="#ff0000">1</font></b>. Insanların düşünmeye sevk edilerek kendilerine dönmeleri sağlanmalıdır. Yegâne çarenin de bizzat kendilerinde olduğu onlara anlatılmalıdır.<br><b><font color="#ff0000">2</font></b>. Çocuklar, mantıklı ve yaradılışlarına uygun olarak eğitilmeli ve yetiştirilmelidir. Insanların kurtuluşu, ancak iyi eğitim iledir.<br><br><b>ÇOCUK NE YAŞARSA ONU ÖĞRENIR:<br></b><font color="#ff0000">65</font>. Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse; kınama ve ayıplamayı öğrenir.<br><b><font color="#ff0000">66</font></b>. Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse; kavga etmeyi öğrenir.<br><b><font color="#ff0000">67</font></b>. Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa ; sıkılıp utanmayı öğrenir.<br><b><font color="#ff0000">68</font></b>. Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse; kendini suçlamayı öğrenir.<br><b><font color="#ff0000">69</font></b>. Eğer bir çocuk hoşgörü ile yetiştirilmişse; sabırlı olmayı öğrenir.<br><b><font color="#ff0000">70</font></b>. Eğer bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse; kendine güven duymayı öğrenir.<br><b><font color="#ff0000">71</font></b>. Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse, taktir etmeyi öğrenir.&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">72</font></b>. Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyümüşse; adil olmayı öğrenir.<br><b><font color="#ff0000">73</font></b>. Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse; inançlı olmayı öğrenir.<br><b><font color="#ff0000">74</font></b>. Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse; kendini sevmeyi öğrenir.<br><b><font color="#ff0000">75</font></b>. Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.<br><br><b>KAYNAKLAR:<br><font color="#ff0000">1</font></b>- Nerede Hata Yaptık?;&nbsp;<br>(Orijinal Adı: Krebsbüchlein Oder Answeisung Zu Einer&nbsp;<br>Unvernünftigen Erziehung Der Kinder) ;C. Gotthilf Salzman;<br>Türkiye Baskısı: Etüt Yayınları; Samsun 1999<br><b><font color="#ff0000">2</font></b>- Molte 1975<br></p></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>16 Oct 2007 17:57:44 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811645</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title> EVL&#304;L&#304;KTE KADINDA ARANACAK VASIFLAR </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811448</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <font><b></b></font><img src="http://www.menzil.net/themes/Menzil/images/tablo3.jpg" ><a href="http://www.menzil.net/modules.php?name=News&amp;new_topic=23" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.menzil.net/images/topics/aile.gif" ></a><font>Bir müslümarı, evleneceği kadında şunları aramalıdır: ,<br><br><b><font color="#ff0000">1 - Dindarlık (dine bağlılık) :<br></font></b><br>Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) şöyle buyurur: <b><font color="#008000">“Kadın, dört şey için nikâh edilir: Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı için. Sen dindar olanı ele geçirmeye bak!“</font></b> <b><i>(Tecrîd-i Sarih Tere, 11/264 vd,; Sahîh-i Müslim Terç., 7/405).</i></b><br><br>Şu hâlde bir müslüman için, evlenme teşebbüsünde ilk tercih, dindarlığın bulunmasıdır. Fakat yalnız dindarlık da yeterli değildir. Hepsinin bir arada olması elbette daha güzeldir. Şu kadar ki, dindarlık -ve buna bağlı güzel huylar- yerinde olduktan sonra, diğer vasıflar noksan olsa da pek zararı yoktur; ama bu olmayınca diğer üçü bulunsa da fazla kıymeti yoktur. Yâni kadının mal, asalet ve güzelliği, dindarlığı sayesinde ayrı bir değer kazanır; aksi hâlde bunlar, başlıbaşma tercih konusu değildir. <br><br><p><b><font color="#ff0000">2 - Güzel huy:<br></font></b><br>Hâdis-i şerifte şöyle buyuruldu:<br><br><font color="#008000"><b>“Dünya nimetinin </b>(dünyalık faydalanmanın)<b> en hayırlısı, sâliha </b>-iyi-<b> kadındır“ </b></font><b><i>(Müslim, Müsnedü Ahmed, Nesâî, İbn mâce; Keşfü‘1-Hafâ, 1/364 (Hd. 1317); el-Münâvî: Feyzu‘l-Kadîr şerhu‘l-Câmii‘s-Sağîr, Riyad-1998, 6/3283 (Hd. 4279)).</i></b><br><br>Evet, iyi huylu bir kadın, bir erkek için gerçekten çok büyük nimettir. İyi kadını da Peygamber Efendimiz şöyle tanıtmışlardır:<br><br><font color="#008000"><b>“İyi kadın odur ki,</b> (kocası)<b> ona bakınca huzur verir, ona emredince itaat eder, ondan uzak kaldığı zaman, </b>(kendi namusunda ve kocasının malında)<b> eşine muhafızlık yapar“</b></font> <b><i>(Sünenü Ebî Dâvud, Beyrut-1997, 2/209 (K. ez-Zekât, 33/1664).).</i></b><br><br>Şunu da bilmeli ki, edebinden yüzü kızaran bir kız, sıkılmayan kimseden elbette hayırlıdır.<br><br><b><font color="#ff0000">3 - </font></b>Evlenmek isteyen bekâr gencin, bakireyi tercih etmesi uygun olur. Çünkü onunla aile hayatı daha sıcak ve kolay olur, bunun eşine bağlılığı daha kuvvetli olur... Şöyle bir hikâye vardır: Çok güzel bir gencin bakire bir nişanlısı varmış. Pek çirkin bir adam, kızı kaçırıp onunla zina etmiş. Sonra da genç nişanlı, bununla evlenmiş. Yirmi-otuz sene güzel bir evlilik hayatı sürmüşler. Nihayet kadının ölüm hâli yaklaşınca, kocasına samimi olarak şöyle tenbih ve itirafta bulunmuş: “Evlenmek istediğin zaman, bakire olmayanla evlenme! Çünkü kendisi pek çirkin olduğu hâlde, benimle zina eden o adamın muhabbeti, bunca zamandır kalbimden çıkmadı. Sen çok yakışıklı olduğun hâlde, o sevgiyi sende bulamadım...“ (Seyyld Ali-zâde: Şerhu Şir‘ati‘l-İslâm (ist. 1293), s. 441.).<br><br><b><font color="#ff0000">4 - </font></b>Kısırlığı sabit olmayan, çocuk doğurabilecek kadınla evlenmeyi tercih etmelidir. Zira ailede çocuk sahibi daha hayırlıdır. Ama her şeye rağmen, dindar ve temiz ahlâklı kimseler, üstünlükte dâima ön sırada gelirler. Bu vasfıyla birlikte diğer iyi meziyetleri de taşıyanlar, ayrıca değer kazanırlar.<br><br><b><font color="#ff0000">5 -</font></b> Kadın, erkeğinin beğeneceği bir güzellikte olmalıdır. Çünkü devamlı onunla yüzyüze gelip, gönlü onunla huzur bulacaktır. Güzellik anlayışı izafî olup, şahıslara göre değişik olacağından, herkesin eşinde aradığı tabiî bir güzelliği bulması yeterlidir. Ama hiçbir zaman dış güzelliğe kapılıp, huy güzelliğini unutmamalıdır. Aslında huyundan dolayı sevilen kimse, her zaman güzeldir.<br><br><b><font color="#ff0000">6 -</font></b> İyi bir aileden seçmeye çalışmalıdır. Gerçi diğer yönleri gözetilmeden, sırf soy üstünlüğüne bağlı görülen bir asalete imrenip evlenmek doğru olmaz. Ama terbiye üstünlüğüne dayanan bir asaletin aranması, iyiliğiyle tanınan dindar, dürüst ve sağlam bir aileden alınması tercih edilmelidir. Zira aile eğitiminin ahlâkî gelişmeye büyük tesiri olduğu kesindir. ‘Terbiyenin, hüsn-i ahlâkda medhal-i azîmi (büyük etkisi) olduğuna ittifak vardır“ (Mevzuâtü‘1-Ulûm, 2/463.).<br><br>(Kişinin, yakın hısımlık kuracağı kimselerin iyi olması da, ayrı bir ni‘mettir. “Anasına bak kızını al“ atasözünü hatırdan uzak tutmamalıdır... Dâmad seçerken de, erkeğin aile yapısı hesaba katılarak karar verilmelidir).<br><br><b><font color="#ff0000">Evlenme hususunda kadının:&nbsp;</font></b></p><p><b>1) Yaşta,&nbsp;<br>2) Boyda,&nbsp;<br>3) Servet (ve rütbe)de,&nbsp;<br>4) Asalette erkekten biraz aşağı olması daha iyidir.&nbsp;</b></p><p><b><font color="#ff0000">Fakat:&nbsp;<br><br></font>1) Güzellikte,&nbsp;<br>2) Terbiyede,&nbsp;<br>3) Ahlâkta,&nbsp;<br>4) Takvada ise, erkekten üstün olması daha güzeldir</b> (Şerhu Şir‘atfl-İslâm, s. 441.).<br><br>Nikâh düşen kimselerden, yakın hısımlarla evlenmek de caiz olmasına rağmen pek iyi değildir. Çünkü akraba arasından evlenen eşlerin, birbirine karşı olan arzu ve sevgileri biraz gevşek olur. Bu münâsebetle, onların neslinin zayıflamasına sebep olur (Mevzuâtü‘1-Ulûm, 2/463.). Şu halde; amca kızı, dayı kızı, hala kızı, teyze kızı gibi yakınlarla evlenmekten sakınmak iyi olur.<br><br>(Gayr-i müslim yahûdi ve hıristiyan kadınla müslüman bir erkeğin evlenmesi caizdir; fakat iyi değildir, mekruhtur. İhtiyaç olmadıkça böyle bir evlilikte bulunmamalıdır. İslâm‘dan çıkan “mürted“ ve dinsiz kimselerle -kadın olsun erkek olsun- müslümanın nikâhlanması, dînen haram ve bâtıldır). Kötü ahlâklı, iffetsiz kadınlardan sakınmak lâzımdır. Fuhuş yapan kadınla, hele bunu meslek hâline getiren kimseyle evlenmek, iffetli kimseler için -tahrîmen mekruhtur- hiç münâsip değildir. Bu hususu âyet-i kerîme şöyle belirtir:<br><br><b><font color="#ff0000">“Kötü kadınlar, kötü erkekler için; kötü erkekler de kötü kadınlar içindir. Temiz kadınlar, temiz erkekler için; temiz erkekler de temiz kadınlar içindir“</font></b> (<b><i>S. en-Nûr, 26. Bununla beraber, zina etmemişin zina etmişle nikâhlanması kerahetle caizdir. (Bu mesele hakkında ve Nûr sûresi 3. âyetin tefsirinde; Hamdi Yazır: Hak Dini Kur‘an Dili, İst-1970, 5/3474-78, 3494).).</i></b><br><br>Kadınlarda dine bağlılık ve güzel huy öncelikle arandığı gibi, her erkeğin kendine göre uygun gördüğü çeşitli değerler daha aranabilir. Meselâ anlayışlı olması, ev işlerini güzel tanzim etmesi, idareli ve tutumlu olması, her ev hanımından beklenen en mâkul bir hususiyettir. Yine bâzı fena huylardan uzak olanın tercih edilmesi, evliliğin selâmeti bakımından elbette lüzumludur. Kötü halli kadını, sonradan ıslâh etmek için fazla iyimser ve ümidvâr olmamalı, böylesinden sakınmalıdır. Zira aslında sâliha (terbiyeli-ahlâklı) olmayan kadının, yirmisinden sonra ıslâhı -mümkün de olsa- kolay değildir.<br><br><b><font color="#ff0000">Meselâ, şu huylara sahip kadınlarla evlenmekten imkân nisbetinde sakınmalıdır:&nbsp;</font></b></p><p><b>1 - Mâkul bir sebep yokken devamlı ağlayıpsızlayan;&nbsp;<br>2 - Yaptığım başa kakan;&nbsp;<br>3 - Dırdırcı, çene düşkünü;&nbsp;<br>4 - Devamlı kendini övüp eşini küçümseyen;&nbsp;<br>5 - Dul olup, eski kocasına bağlılığını -yenisini usandıracak şekilde- sık sık açığa vuran;&nbsp;<br>6 - Erkeğinden başkasında gözü olan;&nbsp;<br>7 - Yabancılara kendini beğendirmek için süslenip püslenen;&nbsp;<br>8 - Eline geçeni israf eden kadın...</b><br></p></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>16 Oct 2007 17:49:08 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004811448</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>OYUNUN S&#220;NNETTEK&#304; YER&#304;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799479</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <font style="BACKGROUND-COLOR: #ff0000"><p><font style="BACKGROUND-COLOR: #ffffff">Hz. Peygamber‘in de, gerek çocuklar için ve gerekse büyükler için bâzı kayıtlar çerçevesinde oyuna yer verdiği, bilhassa çocukların oyununa daha çok önem verdiği görülmektedir. Rivayetler, <font color="#008000"><b>«Çocuğu olan onunla çocuklaşsın»</b></font> <font color="#ff0000"><i><b>[01]</b></i> </font>diyerek bütün babalara çocuklarını bizzat eğlendirmelerini emreden Hz. Peygamber‘in, Ashâb‘a karışarak onlarla şakalaşıp latifeler yaptığı gibi, onların çocuklarıyla da oynadığını tasrîh etmektedirler <i><font color="#ff0000"><b>[02]</b></font></i>. Deylemî‘nin bir tahrîcinde Talha İbnu Ubeydullâh‘ın oğlu Ebû ‘Umayr‘la oynadığı, isim verilerek belirtilir. <br><br></font></p><p><b><font style="BACKGROUND-COLOR: #ffffff">Kendi terbiyesinde bulunan torunları Hasan, Hüseyin ile hizmetine bakan Enes gibi yakınlarını, çocuklarla oynamak üzere sokağa salarak başka çocuklarla oynamaya teşvik ettiği gibi <i><font color="#ff0000">(03)</font></i>, yolda oynar rasladığı çocuklara da selâm vererek iltifatta bulunmuş<i><font color="#ff0000"> (04)</font></i>, torunu Hasan‘ı sokakta çocuklarla oynar gördüğü hâlde <i><font color="#ff0000">(05)</font></i> manî olmamıştır. Müsnedü Zeyd‘de tahrîç edilen bir rivayete göre Hasan ve Hüseyin gecenin geç vaktine kadar Hz. Peygamber‘in yanında oyunlarına devam etmişler, neden sonra <font color="#008000">«Annenizin yanına gidin»</font> demiştir<i><font color="#ff0000">(06)</font></i>.<br><br>Hz. Peygamber‘in çocukların oyunlarına manî olmamak hususundaki gayretini şu rivayet de göstermektedir:&nbsp;</font></b></p><p><font style="BACKGROUND-COLOR: #ffffff" color="#800080"><b>Hâlid İbnu Sa‘îd‘in kızı Ümmü Hâlid anlatıyor:&nbsp;</b></font></p><p><b><font style="BACKGROUND-COLOR: #ffffff">«Ben çocukken, üzerimde sarı bir kamîs olduğu hâlde babamla Resûlullâh‘ın (A.S.) yanıına gitmiştik.» Resûlullah (elbisem için) <font color="#008000">«güzel, güzel»</font> dedi. Ben (bu esnada) Resûlullâh‘ın (omuzları arasında yer alan keklik yumurtası büyüklüğündeki <i><font color="#ff0000">(07)</font></i>) peygamberlik mührü ile oynamaya başladım. Babam beni bundan menetti ise de Resûlullâh (A.S.): <font color="#008000">«Bırak çocuğu»</font> dedi ve sonra şunları söyledi: <font color="#008000">«üzerinde eskit, </font>(üzerinde) eskit, (üzerinde) eskit»<i><font color="#ff0000">(08)</font></i>.»<br><br>Ebû Davud‘un bir tahrîcinde, Hz. Ayşe‘nin çocukluğu geride bırakmış olması gereken bir yaşta bile, hâlâ oyuncaklara yer verdiği görülmektedir.&nbsp;</font></b></p><p><b><font style="BACKGROUND-COLOR: #ffffff">Der ki: «Resûlullâh (A.S.), Tebük veya Hayber seferinden dönmüştü <i><font color="#ff0000">(09)</font></i>. Evin ön kısmında örtü vardı. O sırada esen rüzgâr, Ayşe‘nin oyuncak kızlarının üzerindeki perdeyi aralamıştı. Resûlullâh: <font color="#008000">«Ey Ayşe, bu da ne?»</font> dedi. <font color="#ff00ff">«kızlarım»</font> dedim. Bunlar arasında parçadan iki kanat eklenmiş bir de at vardı, (onu göstererek): <font color="#008000">«Aralarında gördüğüm şu da ne?»</font> dedi.<font color="#ff00ff"> «Bir at.»</font> dedim. <font color="#008000">«Ya üzerindeki ne?»</font> dedi. <font color="#ff00ff">«Kanatları»</font> dedim. <font color="#008000">«Hiç kanatlı at olur mu?»</font> diye takıldı. <font color="#ff00ff">«Duymadın mı, Hz. Süleyman‘ın kanatlı atı vardı»</font> cevâbını üzerine Resûlullâh dişleri görününceye kadar güldü» <font color="#ff0000"><i>(10).</i></font><br><br>Sarihler, cumhûr-ı ulemânın, bu hadîse dayanarak <font color="#800080">«kız çocuklarının ev işlerine ve çocuklarla ilgili işlere küçüklüklerinden itibaren alıştırılmaları için onlara, oynamaları maksadıyla çeşitli oyuncak ve bebeklerin alınıp satılmasını tecvîz ettiğini, bunun, tasvîr ittihâzı yasağından hâriç tutulduğunu»</font> belirtirler <font color="#ff0000"><i>(11)</i>.</font> Bâzı âlimler «bu hadîs, suverin tahrîminden evvele aittir ve mensûhtur» demişlerse de ekseriyet bu görüşü kabul etmemiştir <i><font color="#ff0000">(12)</font></i>. Yanlız Ahmed İbnu Hanbel bebeklerin başsız olması gerektiğine kanidir <i><font color="#ff0000">(13)</font></i>.<br><br>Hz. Peygamber‘in bu sünnetinden mülhem olarak İslâm terbiyecileri <font color="#800080">«babanın mubah oyun ve hoş sözlerle çocuklara karşı geniş davranmasını»</font> <i><font color="#ff0000">(14)</font></i> <font color="#800080">«herkesin kendi evinde (bir nevi) çocuk olmasını»</font> <i><font color="#ff0000">(15) </font></i>tavsiye etmişlerdir. Birbirine yakın ifâdelerle <font color="#800080">«çocuğa oynamayı menedip devamlı ders çalışmaya zorlamak onun kalbini öldürür, zekâsını iptal eder ve hayâtının neşesini kaçırır. Sonunda çocuk dersten kurtulmak için bir hile düşünmeye başlar»</font> derler <i><font color="#ff0000">(16)</font></i>. Yeri gelmişken belirtelim ki, İslâm âlimlerinin ittifakla üzerinde durdukları husus, çocukların mubah olan, bir başka deyişle hiçbir surette zararlı olmayan oyunlarla oynamalarına müsâade edilmesidir <font color="#ff0000"><i>(17)</i></font>.<br><br><br><br><br></font></b><b><font style="BACKGROUND-COLOR: #ffffff"><i><font color="#333333">(01) Deylemî 2, 136/b.; İbnu Hamza el-Hüseynî, a.g.e. 2, 226.<br>(02) İyâd, Şifâ 1 311. (Bak. s. 129 ve devamı.<br>(03) Ebû Dâvud, Edeb 136 (4, 352, 5203. H.); İbnu Mâce, Mukaddime 11, 144. H.; Müstedrek 3, 177 (Sn.).<br>(04) Buhârî, İsti‘zân 15 (8, 68): Müslim, Selâm 15 (4, 1708. 2168: H.).<br>(05) Sefârînî, a.g.e. 1, 202.<br>(06) Müsnedu Zeyd s. 462.<br>(07) Buhârî, Marda 16 (7, 156). (332) Buhârî, Crhâd 188 (4, 90).<br>(08) Buhârî, Cihâd 188 (4, 90).<br>(09) Tebük dönüşünde 16 yaşında, Hayber dönüşünde 14 yaşında (ki her iki hâlde de bulûğa ermiş) olmalıdır (İbnu Hacer, F. B. 13, 144).<br>(10) Ebû Dâvud, Edeb 54 (4, 283-84, 4932. H.).<br>(11) Bak. Nevevi, Ş. M. 15, 204; F: B. 13, 143; ‘Aynî 22, 170; Sindi, Haşiye ‘ala İbni Mâce 1, 811; T. Tesrib 7, 58; Sefârinî, a.g.e. 2, 179.<br>(12) Bilhassa ibnu Hacer geniş izahat sunar (F. B. 13, 1412-144).<br>(13) Sefârinî, a.g.e. 2, 178.<br>(14) Şir‘atu‘l-islâm 86/a.<br>(15) Emsâlu ibni Selâm (et-Tuhfetu‘l-Behiyye içerisinde) -r- istanbul, 1302, s. 11.<br>(16) İhya 3, 73; İbnu Miskeveyh, a.g.e. s. 64.<br>(17) Bak. F. B. 13, 205.</font></i><br></font></b></p><p><b><font style="BACKGROUND-COLOR: #ffffff">Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye<br>Doç.Dr. İbrahim CANAN</font></b></p></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Oct 2007 20:18:52 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799479</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>K&#220;S&#220;M,K&#220;SS&#220;N&#220;Z,K&#220;S&#220;Z</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799222</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <img src="http://www.menzil.net/themes/Menzil/images/tablo3.jpg" ><a href="http://www.menzil.net/modules.php?name=News&amp;new_topic=23" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.menzil.net/images/topics/aile.gif" ></a><font>Bugün birliktesiniz diyerek kıymetini bilemeyebilir ve en ufak bir şeyde kalbini kırabilirsiniz eşinizin. Kusurlarını hoş görüp ciddi küslüklerden uzak durmak, ona güzel sözlerle hitap etmek, beklentilerine kulak vermek ve kıymetini bilebilmek nedense yanımızdayken tüm sevdiklerimize karşı ihmal edebildiğimiz davranışlar arasında. Bu ihmali eşimize yaptığımızda ise sonuç hem bizi hem de ailemizi ilgilendiren boyuta ulaşabiliyor. Zira ilgi, sevgi ve hoşgörüden yoksun bırakılıp kıymeti bilinmeyen eşler zamanla moral bozukluğunu çevresine yansıtabiliyor; bu da aileyi olumsuz etkiliyor. <br><br><p align="left"><b><font color="#008000">Ailenize ne kadar değer veriyorsunuz?<br></font></b><img src="http://www.semerkandaile.com/userfiles/Image/evlilik/evlilik_19.jpg" ><br>“Bana bu hatayı nasıl yapar; onunla şöyle bir hafta küs durayım da kendine çeki düzen versin” şeklinde küsme eğiliminde bulunan eşler evliliklerinde yaşayabilecekleri belki de en güzel yedi günü israf etmiş olmuyor mu böylece? Ona gerçekten çok kırıldığınızda duygularınızı küs durarak hissettirmeye çalışmanız ilişkinizi yıpratabilir. Dargınlık anında arada iletişim de yoksa eşlerin her biri kendince bir yorum geliştirebiliyor ve ne yazık ki bu yorumlar genellikle birbirlerinin aleyhine oluyor. Kötü zanla hareket edildiğinde ise olumlu iletişimin yolu kapanmış oluyor.&nbsp;<br><br>Şebnem Hanım’ın elli yıldır mutlu bir evlilik sürdüren babaannesinin kendisine evlenirken verdiği tavsiye dikkate değer mahiyette: “Yavrucuğum, sakın uzun süre küs durmayın. İlk dönemlerde sorunlar yaşanabilir. İyi niyetli olur ve uzun dargınlıklardan kaçınırsanız zamanla birbirinizi daha iyi tanırsınız. Evliliğiniz rayına oturur.” Şebnem Hanım ninesinin tavsiyesini dikkate aldığını ve belki de bu nedenle evliliğinin kritik uyum dönemini daha az sıkıntıyla geçirdiğini bildiriyor.&nbsp;<br><br>Eşinize uzun süre dargın durmayıp ona hoşgörüyle yaklaşabilmek için zihninizdeki olumsuz fikirlerin yerine, biraz düşünerek olumlularını koymak gerekiyor. Eşinizin hangi özellikleri sizi çok mutlu ediyor? Başkalarında olmayıp onda bulunan güzellikler neler? Bugün, evliliğinizi, birlikteliğinizi beslemek, güçlendirmek için neler yapabilirsiniz? Sahi evinizin günlük temizliği, saçınızın haftalık bakımı, arabanızın yıllık kontrolü… derken çok daha önemli varlığınız olan eşinizin ve onunla yaptığınız evliliğin bakımı adına bir şeyler yapmayı düşündünüz mü? Evliliğinizde güzellikleri artıracak nitelikteki eserlerden birkaç satır olsun okuyabildiniz mi? Tüm bu sorulara vereceğiniz cevaplar evliliğinizin ve eşinizin sizin için önemiyle paralel olacaktır.<br><br><b><font color="#008000">Kıymeti bilinmeyen eş çabuk yıpranır<br></font></b><br>Evlilikte eşlerin birbirinin kıymetini bilememesi, ilişkilerini yıpratması aslında her ikisi için de bir sıkıntı vesilesidir. Kişinin hayat boyu hatta ahirette de birlikte olacağı eşini üzmesi, incitmesi, ona yük olup taşıyabileceğinden fazlasını istemesi hiç de akıllıca bir davranış değildir. Çevremizdeki yaşlı çiftlere baktığımızda eşlerin birbirlerine yaşlılıkta daha fazla ihtiyaç duyacağını gözlemleriz. Bu nedenle önemli olan, henüz gençken eşinin değerini bilmektir. Yılların meşakkatini göğüslemiş, Allah için sabretmiş olan eş gereğinden fazla yıprandığında ve erken yaşlandığında artık yapılacak çok fazla şey kalmamış olabilir.&nbsp;<br><br>Ailede huzursuzluğun kısa vadede önemli sonuçlarından biri ise psikolojik sorunlar. Eşinden yeteri kadar ilgi ve sevgi göremediğini düşünen eşler moral bozukluğu yaşıyor ve ailesi için verebileceği çok güzel nitelikleri olsa da bunları mutlulukları için kullanamaz hale gelebiliyor.<br><br>Kırgınlık hali eşlerin davranışlarına negatif etki yapacağından ailede huzursuzluk baş gösteriyor. Karşılıklı ilgi eksikliği ise giderek yuvada birliğin bozulmasına zemin hazırlayabiliyor. Böyle bir ortamda ruhsal veya fiziksel hastalıklara yakalanma olasılığı ise daha yüksek. öte yandan birbirlerini seven, koruyup kollayan ve birbirlerinin değerini bilen eşlerden oluşan ailelerde, üzüntü ve dargınlıklar yaz yağmuru misali kısa süreli ve geçici oluyor.<br><br>Unutmayalım ki Allah’ın huzurundan kovulmuş olan düşmanımız en çok eşlerin arasını açmak için uğraşıyor. Buna karşı Allah’ın yardımını da isteyerek eşinizin değerini bilmeniz ve küslükleri uzun tutmamanız en etkili savunmanız olabilir. Sevdiklerimiz hayattaysa ve birlikteysek buna şükretmeye, bize verilen nimetin hatırına küçük hataları hoş görmeye, birbirimizin değerini daha iyi bilmeye değmez mi?&nbsp;</p></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Oct 2007 20:14:01 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799222</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>ELMA</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004798967</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <b>İÇİNDEKİLER:</b> <br>• Posa <br>• A, Bl, B2, B6, C ve E vitaminleri <br>• Uçan yağ <br>• Tanen <br>• Organik asidler <br>• Şekerler<br>• Silisyum<br>• Demir <br>• Flor <br>• Fosfor <br>• Manganez <br>• Kükürt.<br><br><b>YAN TESİRİ:</b> Ekşi elmayı fazla yemek unutkanlık ve ateş yapar.<br><br><b>ŞİFASI:</b><br><br><img src="http://www.menzil.net/images/ana/sifa_resim/elma.jpg" ><br><br><b>1) Güzel kan yapıcı: </b>Elma kürüne devam etmek (günde 1 öğün sadece tatlı elma yemek) güzel kan yapar. Elmayı bolca yemeye devam edilir.<br><br><b>2) Hamile gıdası: </b>Tatlı elma yemek hamilelerin mide bulantısını giderir. Güzel kan yapar, kolay doğum yapmasını sağlar, anne karnındaki bebeği iyi besler.<br><br><b>3) Güzel uyku verici: </b>Gece yatmazdan evvel elma yemek tatlı uyku verir, elma yendikten sonra dişleri mutlaka misvaklayınız.<br><br><b>4) Zayıflama kürü:</b> Günlük 1 öğün elma yemek hazmı kolaylaştırır, şişmanlıktan kurtarır.<br><br><b>5) Beyni açıcı:</b> Elmayı bolca yemek beyni açar.<br><br><b>6) Zararlı ifrazatları (toksinleri) atıcı:</b> Elma kürüne devam etmek vücuttaki zararlı tuzları atar.<br><br><b>7) Cildi güzelleştirici:</b> Gece yatarken 2 elma yeseniz, sabahleyin yüzünüzün beyazladığını göreceksiniz. Elma suyu ile cilt sık sık temizlenir.<br><br><b>8) Sivilce, egzama:</b> Elma kürüne devam edilir. (Bol elma yenir.)<br><br><b>9) Serinletici, susuzluk giderici:</b> Susadıkça elma, hıyar, kavun, karpuz gibi berdi gıdaları yiyiniz.<br><br><b>10) Hazmı kolaylaştırıcı:</b> Elma yemek hazmı kolaylaştırır. (Kabuğunu soymadan.) Bu hazım kolaylaştırıcı etki elma ve hıyar kabuğunda mevcuttur.<br><br><b>11) Böbrek çalıştırıcı:</b> Elma yemek böbrekleri çalıştırır.<br><br><b>12) Bronşit, nezle, anjin:</b> Elma yemeğe devam edilir. Çekirdekleri biriktirilir. Elma çekirdekleri, ayva çekirdekleriyle beraber yalnız elma çekirdeği de olur. Ezilip kaynatılır. Sabahleyin süzülüp balla tatlandırılarak gargara yapılır. Bu çaydan içmeye devam edilir.<br><br><b>13) Kalp ve damar açıcı:</b> Elmanın yeni çıkan filizleri, oğul otuyla beraber kaynatılıp balla tatlandı-nlarak soğuk içilmeye devam edilir.<br><br><b>14) Bağırsak kurtları:</b> Elma çekirdeği, kabak çekirdeğiyle beraber ezilip kaynatılır, sabahleyin süzülüp 1 su bardağı içilir. 1-2 saat yemek yenmez. 1 hafta devam edilir.<br><br><b>15) Uçuk, ağız içi iltihapları: </b>Elma yenmeye devam edilir, aç karnına.<br><br><b>16) Mide ülseri:</b> Elma yenmeye devam edilir.<br><br><b>17) Zehirlenme: </b>Elma yaprakları kaynatılıp balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.<br><br><b>18) Sarılık:</b> Elma kürüne devam edilir.<br><br><b>19) Karaciğer güçlendirici:</b> Elma kürüne devam edilir.<br><br><b>20) Halsizlik:</b> Elma şurubuna devam edilir.<br><br><b>21) Kansızlık:</b> Elma şurubuna devam edilir.<br><br><b>22) Çıban:</b> Elma pişirilip çıban üzerine lapası bağlanır.<br><br><b>23) Göz kuvvetlendirici:</b> İçinde A vitamini olduğu için gözleri kuvvetlendirir.<br><br><b>24) Kolesterol:</b> Elmayı kabuğuyla yemek kolesterolü düşürür.<br><br><b>25) Mikrop öldürücü:</b> Kabuğuyla elma yenirse içeriğindeki malik asit mikroplan öldürür.<br><br><b>26) Kusma Bulantı:</b> Hamilelik bulantıları ve normal bulantılara elma yemek çok faydalıdır.<br><br><b>27) Safra düzenleyici:</b> Tatlı elma yemek safrayı düzenler.<br><br><br><br><b><p><font color="#ff0000">TAVSİYE:</font></p><br></b>Elmada, ayva gibi kış hastalıklarının ilacı. Elmayı, çürümesini önlemek için teker teker berelemeden toplayınız. Arpa içinde ya da arpa samanı içinde saklanırsa uzun süre dayanır. Elma zihni açar, kanı temizler, vücudun direncini arttırır, susuzluğu giderir, zayıflatır. Komposto, reçel, marmelat ve şurup olarak da istifade edilir. Ekşi elma unutkanlık yapar. Şeker hastaları da elma yiyebilir.<br><br><br><br><p><b><p><font color="#ff0000">ELMALI KARELER</font></p><br></b><br><br><b>Kullanılacak Malzeme<br></b><br>2 su bardağı un<br>Yarım su bardağı tereyağı<br>2 su bardağı kahverengi toz şeker<br>1 adet yumurta<br>2 su bardağı kıyılmış elma<br>Yarım su bardağı yoğurt<br>Yarım su bardağı dövülmüş fındık<br>2 çay bardağı toz tarçın<br>1 çay kaşığı karbonat<br>Yarım çay kaşığı tuz<br>2 çay kaşığı vanilya<br><br><b>Yapılışı<br></b><br>Un, şeker ve tereyağını bir kabın içinde karıştırın.<br><br>Üzerine dövülmüş fındıkları ekleyip karıştırın. 30 cm.lik kare bir kalıbı yağlı kağıtla kaplayın. Hamurun yarısını bu kalıbın dibine yerleştirin. Kalan hamura önce yoğurt ve yumurtayı katıp, iyice karıştırın. Sonra üzerine tarçın, karbonat, tuz,vanilya ve ince kıyılmış elmaları ekleyip iyice karıştırın. Karışımı hamurla kalıbın üzerine boşaltın. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında, 40- 45 dakika pişirin. Çıkarmadan önce bir kürdan yardımıyla pişip pişmediğini kontrol edin. Fırından çıkardıktan sonra 24 saat bekletin.<br><br>Daha sonra kare şeklinde servis yapın. </p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Oct 2007 20:02:05 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004798967</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>LAHANA</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799081</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <img src="http://www.menzil.net/themes/Menzil/images/tablo3.jpg" ><a href="http://www.menzil.net/modules.php?name=News&amp;new_topic=19" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.menzil.net/images/topics/sifa.jpg" ></a><font><b><font color="#ff0000">İÇİNDEKİLER:</font></b> »Bakır »Demir »Kükürt »Karbonhidratlar »Yağ »Albümin »Müsilaj »Reçine »Şeker »Lastikli madde »Fosfor »Kalsiyum »A, B, C vitaminleri »Anti ulkus »Bol U vitamini<br><br><b><font color="#ff0000">YAN TESİRİ:</font></b> Lahananın bilinen hiçbir yan etkisi yoktur. Ancak, özellikle çiğ yendiğinde, bazı duyarlı midelerde şişkinliğe yol açabilir. Bu durumda içilecek bir bardak kimyon çayı rahatlatacaktır.<br><br><br><b><font color="#ff0000">TELAFİSİ: </font></b><p>Gaz yapması iyi pişirilmediğinden kaynaklanır, iyi pişirilir, ya da nane, rezene çayı içilir.<br><br><img src="http://www.menzil.net/images/ana/sifa_resim/lahana_1.jpg" ><br><b>Lahana Çiçeği</b><br><br><b><font color="#ff0000">ŞİFASI:</font></b><br><br><b><font color="#ff0000">1) Mide ülseri: <br></font></b>İçindeki anti ulkus maddesi mide yaralarım tedavi eder, lahana kıyılıp kaynatılır, balla tatlandırılarak aç karnına içilmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">2) Çıban: <br></font></b>Lahana lapa yapılıp çıbanlı yere vurulur, kısa sürede çıbanı tedavi eder.<br><b><font color="#ff0000">3) Akne, sivilce: <br></font></b>Lahana lapa yapılıp akneli yerler günde 3-5 kere pansuman yapılır.<br><b><font color="#ff0000">4) Bronşit: <br></font></b>Lahana kaynatılıp balla tatlandırılarak birer su bardağı içilmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">5) İdrar söktürücü: <br></font></b>Lahana kaynatılıp balla tatlandırılarak aç karma birer su bardağı içilmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">6) Kuvvet verici:</font></b> <br>Lahana kaynatılıp balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir. Lahana tohumu balla macun yapılıp yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">7) Süt arttırıcı: <br></font></b>Kara lahana kaynatılıp balla tatlandırılıp içmeye devam edilir. Anne sütünü bollaş-tınr, çocuğu mamadan kurtarır.<br><b><font color="#ff0000">8) Gözü kuvvetlendirici: <br></font></b>Lahana çiğ olarak yenirse içindeki A vitamini gözün görme gücünü artırır.<br><b><font color="#ff0000">9) Kansere karşı koruyucu:</font></b> <br>Lahana haşlaması salatası ve bilumum lahana yemek vücudu kansere karşı korur.<br><b><font color="#ff0000">10) Kabızlık: <br></font></b>Lahana haşlanıp balla tatlandırılarak bir su bardağı içilirse kabızlığı önler. Lahana lifli olduğu için lahana yemekleri hazmı kolaylaştırır.<br><b><font color="#ff0000">11) Sarılık:</font></b> <br>Lahana haşlanıp balla tatlandırılarak soğuk olarak birer su bardağı içilmeye devam edilirse sarılığa faydalıdır.<br><b><font color="#ff0000">12) Tıkanıklılık çözücü:</font></b> <br>Lahana salatası sirke veya limon ile yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">13) Burun tıkanıklığı:</font></b> <br>Lahana suyu buruna çekilirse burun tıkanıklığını giderir, baş ağrılarına faydalıdır.<br><b><font color="#ff0000">14) Yanık kremi:</font></b> <br>Lahana suyu yumurta akıyla krem haline getirilip yanığa sürülür.<br><b><font color="#ff0000">15) Yara iyileştirici: </font></b><br>İçindeki U vitamini sayesinde yaraları çabuk iyileştirir. Lapa yapılıp yaraların üzerine bağlanır.<br><br><img src="http://www.menzil.net/images/ana/sifa_resim/lahana_2.jpg" ><br><b>Lahana</b></p><p><br><b><font color="#ff0000">TAVSİYE: </font></b><br><br>Lahana pazarda ucuz ve bol diye hor görmeyin, pahalıya aldığınız birçok meyve ve sebzeden daha şifalı, hem yemek, hem salata, hem şifa. <br><br><b><font color="#ffffff">TOKSİN ATARAK YENİLENİN&nbsp;</font></b><br><br>Kaynamakta olan yarım litre suda 5-6 adet beyaz lahana yaprağını parçalamadan, 10 dakika ağzı kapalı olarak hafif ateşte haşlayın. Sabah ve akşam şeklinde günde 2 kez aç veya tok karnına birer su bardağı için. Bu işlemi 5 gün boyunca ve her seferinde yeniden hazırlayarak devam edin. 3 gün ara verip, yeniden 5 günlük bir kür daha uygulayın. 10 günlük kürün bir yıl boyunca 4 kez yapılmasını tavsiye ediyorum. Kürün yapılmaya başlandığı 2. veya 3. gününde vücudunuzun terlediğini ve özellikle yüz kısmında yağlı olduğunu fark edeceksiniz. Endişelenmeyin, bu yağla birlikte toksinleri de attığınızı gösterir. Bu kürü uygularken daha sık banyo veya duş yapmalısınız. Ne kadar çok toksin atarsanız vücudunuz o kadar fazla kendini yeniler.&nbsp;<br></p><p>Hanım izleyicilerimiz için iki tane yemek tarifimiz var.</p><p><b>Birinci Tarif</b></p><p><b><font color="#ff0000">LAHANA SARMASI</font></b></p><p><font color="#000000"><img src="http://www.menzil.net/images/ana/sifa_resim/lahana_dolmasi.jpg" ></font></p><p><b><font color="#ff0000">Kullanılacak Malzemeler<br></font></b><br>1 adet orta boy lahana <br></p><p><b><font color="#ff0000">İçi için:<br></font></b><br>300g kıyma <br>4 büyük baş kuru soğan <br>yarım demet maydanoz <br>1 su bardağı pirinç <br>Yarım yemek kaşığı domates salçası <br>Tuz <br>Karabiber <br>1 çay bardağı zeytinyağı <br>1 yemek kaşığı nane <br></p><p><b><font color="#ff0000">Ayrıca:<br></font></b><br>Yarım çay bardağı zeytinyağı <br>Yarım yemek kaşığı domates salçası <br>Kaynamış su<br><br><br><b><font color="#ff0000">YAPILIŞI<br></font></b><br>Lahananın tersini çevirip koçan kısmını bıçakla koni şeklinde keserek çıkartın. yapraklarını tek tek ayırın. <br><br>Derin bir tencereye su ve 2 tatlı kaşığı tuz koyup kaynatın. kaynayan suda lahanaları 1-2 dakika bekleterek -3 partide- kaynatın. daha sonra bunları süzgece alıp soğumaya bırakın. bu arada belirtilen malzemeleri karıştırıp dolma içini hazırlayın. <br><br>Sarma işlemine gelince lahananın yapraklarındaki sert damar kısmını bıçakla kesin. çıkan damarları -sarmalar tencerenin altına yapışmasın diye- tencerenin tabanına yayın. yapraklardan bir avuç büyüklüğünde parçalar alıp bir ucuna dolmalık içten bir tatlı kaşığı koyun. yaprağın yan kenarlarından birini kapatıp biraz sarın, sonra öbür kenarı da büküp rulo şeklinde tamamen sarın. -sert kısımlar bazen bükülmeyebilir ama sorun değil, yine de içi taşmıyor-<br><br>Tüm sarmaları tencereye dizin. üzerlerine yarım çay bardağı zeytinyağı gezdirin. yarım yemek kaşığı domates salçasını bir kase suda ezerek sarmaların üzerine dökün. ayrıca sarmalarla yüze yüz gelecek biçimde kaynamış su ekleyin. üzerlerine tencereye oturacak biçimde bir tabak kapatın. (böylece sarmalar üste çıkamaz). su kaynadıktan sonra ateşi orta hararete getirip pirinçler yumuşayana kadar pişirin. (yaklaşık 20 dakika) <br></p><p><b>İkinci Tarif</b></p><p><b><font color="#ff0000">FIRINDA KIYMALI LAHANA</font></b></p><p><font color="#000000"><img src="http://www.menzil.net/images/ana/sifa_resim/kiymali_lahana.jpg" ></font></p><p><b><font color="#ff0000">Kullanılacak Malzemeler:<br></font></b><font color="#000000"><br>1 küçük boy beyaz lahana<br>250 gr kıyma<br>2 soğan<br>2 domates<br>45 gr margarin<br>3 çorba kaşığı rendelenmiş kaşarpeyniri<br>Tuz, karabiber<br><br></font><b><font color="#ff0000">Süsleme için: <br></font></b><font color="#000000"><br>Birkaç maydanoz yaprağı<br><br></font><b><font color="#ff0000">Hazırlanışı:<br><br></font></b><font color="#000000">Lahanayı yaprak yaprak ayırın ve sert kısımlarını kesin. Büyük bir tencerede bol miktarda suyu kaynatıp tuz ekleyin. Lahana yapraklarını tuzlu suda haşlayın. Süzgece alıp bekletin. <br><br>Soğanları soyup kıyın. Margarinin yarısını tavada eritip soğan ve kıymayı kavurun. Domatesleri soyup küp küp doğrayın ve kıymalı karışıma ilave edin. Tuz ve karabiber serpin.<br><br>Cam fırın kalıbını yağlayıp lahana yapraklarının yarısını kat kat yayın. Üzerine hazırladığınız kıymalı karışımı yayıp kalan yaprakları kat kat döşeyin. Üzerine peyniri serpin. Kalan margarini küçük küçük doğrayıp üzerine serpiştirin. Haşlama suyundan 1 su bardağı kadarını kalıbın kenarından ilave edip önceden ısıtılmış fırında 7-8 dakika pişirin. Dilimleyip maydanoz yapraklarıyla süsleyin ve sıcak olarak servis yapın. </font></p></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Oct 2007 20:00:05 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799081</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>PIRASA</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004798645</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Zambakgiller familyasından; sebzelik bir bitkidir. Kök ve gövdesi toprak altında bulunur, sarımsağa benzer. Yaprakları şerit şeklinde yeşil ve uzuncadır. Çiçekler bir sapın tepesinde bulunur. Bitkinin sebze olarak kullanılan kısmı, gövdesi ve boru seklindeki yapraklarıdır. Pırasanın bilinen ve kullanılan birkaç çeşidi vardır. Yöreye göre de isim alırlar. En iyi pırasa olarak uzun ve beyaz yapraklı olan kamış pırasası, İstanbul’da Kartal pırasası adıyla bilinir. Bursa havalisinde de İnegöl pırasası olarak tanınır. Her yerde yaygın olarak yetişen kara pırasanın boyu daha kısa ve yaprakları yeşildir.<br><br><p><img src="http://www.menzil.net/images/ana/sifa_resim/pirasa1.jpg" ></p><p><b><font color="#ff0000">İÇİNDEKİLER&nbsp;<br></font></b>•% 1.3 albüminli maddeler&nbsp;<br>•% 6 şeker&nbsp;<br>•C vitamini&nbsp;<br>•Maltaz&nbsp;<br>•Dekstrinaz&nbsp;<br>•İnvertaz&nbsp;<br>•Demir&nbsp;<br>•Kükürt&nbsp;<br>•Demir&nbsp;<br>•Silisyum&nbsp;<br>•Manganez&nbsp;<br>•Kalsiyum&nbsp;<br>•İyot&nbsp;<br>•Bakır&nbsp;<br>•Potasyum.<br><br><img src="http://www.menzil.net/images/ana/sifa_resim/pirasa2.jpg" ><br><br><b><font color="#ff0000">NELERE FAYDALIDIR?<br></font></b>Pırasanın bol vitaminleri, mineralleri ve çeşitli nitritleri ile çok şifa verici özelliği bulunduğunu vurgulayan uzmanlar, mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları, damar sertliği için faydalı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, pırasa yemeğinin, bağırsaklara yumuşaklık verip pekliği giderdiğini, hemoroidi olanlara da ferahlık sağladığını bildiriyor. Uzmanlar, pırasa çorbasının, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş üre asidi ve ürat tuzlarını dışarı attığını ifade ediyor.&nbsp;<br><br><b><font color="#ff0000">1) </font><font color="#008000">Kan yapıcı:</font></b> Pırasa çiğ yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">2)</font></b> <b><font color="#008000">Yemek borusu iltihabı:</font></b> Pırasa çiğ yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">3)</font><font color="#008000"> İdrar söktürücü:</font></b> Pırasa çiğ olarak yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">4) </font><font color="#008000">Mesane kumları: </font></b>Pırasa kaynatılıp balla tatlandırılarak suyu içilmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">5)</font></b> <b><font color="#008000">Kan tükürme: </font></b>Pırasa, mersin tohumu ile beraber yendiğinde tükürükle gelen kanı önler.<br><b><font color="#ff0000">6)</font></b> <b><font color="#008000">Romatizma ve mafsal ağrısı:</font></b> Pırasa çiğ olarak yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">7)</font></b> <b><font color="#008000">Vücuda kuvvet verici:</font></b> Pırasa yenmeye devam edilir. Pırasa tohumu bal ile macun yapılıp yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">8) </font><font color="#008000">Hazım kolaylaştırıcı:</font></b> Pırasa yemeklerle beraber yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">9)</font></b> <b><font color="#008000">Damar sertliği:</font></b> Pırasa yemeklerle beraber yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">10)</font></b> <b><font color="#008000">Mideye kuvvet verici: </font></b>Pırasa pişmiş yemeklerle beraber çiğ olarak yenmeye devam edilir.<br><b><font color="#ff0000">11)</font><font color="#008000"> Egzama, kaşıntı:</font></b> Pırasa yenmeye devam edilir, pırasa suyu kasman yerlere sürülür.<br><b><font color="#ff0000">12) </font><font color="#008000">Basur:</font></b> Pırasa tohumu öğütülüp yemeklerden önce birer tatlı kaşığı yutulmaya devam edilir.<br><br><b><font color="#ff0000">DİKKAT<br></font></b>Pırasa tohumu ciğere zararlıdır…<br></p><p><b><font color="#ff0000">KOKUSU<br></font></b>Çiğ yenirse soğan ve sarımsak gibi koku yapıcıdır ancak kokusu azdır. Maydonoz yenerek kokusu kolayca giderilir…<br><br><br><font color="#ff0000"><b>YEMEK TARİFİ<br></b></font><b><font color="#008000">PIRASA DOLMASI<br><img src="http://www.menzil.net/images/ana/sifa_resim/pirasa_dolmasi.gif" ></font></b><br><b><font color="#000080">Kullanılacak Malzeme<br></font></b><br>1 demet kalın pırasa<br>300 gr. kıyma<br>1 kuru soğan<br>1-2 adet domates<br>Tuz, karabiber<br>1 su bardağı pirinç<br>1 kaşık biber salçası<br>Nane, maydonoz<br>2-3 kaşık sıvı yağ<br><br><br><b><font color="#000080">Yapılışı<br><br></font></b>Pırasaları 4 er parmak boyunda kesip, kaynar suda hafif haşlayın.Suyunu süzüp, katlarını ayırın.&nbsp;<br>Diğer yanda rendelenmiş soğanı, kıymayı, rendelenmiş domatesi, pirinci, salçayı, tuz, biber, maydonoz ve naneyi karıştırın.&nbsp;<br>Kıymalı karışımı pırasaların içlerine iki uçtanda 1 cm kadar boşluk kalacak şekilde doldurun ve küçük bir tencereye dik olarak sıralayın.&nbsp;<br>Üzerine sıvı yağı gezdirip, biraz daha tuz ve üzerine çıkmayacak kadar su ilavesi ile ocağa koyun.Kaynadıktan sonra en az 20 dk. kısık ateşte pişirin.<br></p><p><b>Kaynak olarak ana hatlarda Alternatif Tıp kitabından faydalanılmıştır.</b></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Oct 2007 19:57:08 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004798645</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>PORTAKAL</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799199</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <img src="http://www.menzil.net/themes/Menzil/images/tablo3.jpg" ><a href="http://www.menzil.net/modules.php?name=News&amp;new_topic=19" target="_blank" class="pageLinks"><img src="http://www.menzil.net/images/topics/sifa.jpg" ></a><font>Sıcacık turuncu rengi, parlak kabuğu ve yuvarlak formuyla gerçek bir güneşi andıran portakal, kış aylarının vazgeçilmez ve en bilindik meyvesidir. Bugün elmadan sonra dünyanın en çok tüketilen meyveleri arasındadır.<br><br><p><img src="http://www.menzil.net/images/ana/portakal1.jpg" ></p><p><b><font color="#ff0000">İÇİNDEKİLER:&nbsp;<br></font></b><br><b><font color="#ff0000">( </font></b>Meyve kabuğunda uçan yağ&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">( </font></b>d-limonen&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">( </font></b>Citral&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">( </font></b>Citronellal&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">(</font></b> A, Bl, B2, B5, B6, C ve E vitaminleri&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">( </font></b>Meyve şekeri&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">(</font></b> Madeni tuzlar&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">( </font></b>Pektin&nbsp;<br><b><font color="#ff0000">( </font></b>P vitamini<br><br><br><br>Özel kokulu bir yağ içeren ve turunçgiller ailesinden kabul edilen bu meyvenin anavatanı Çin‘dir. Daha sonra başta İspanya ve tüm Akdeniz ülkelerinde, Güney Afrika ve Amerika gibi sıcak bölgelerde üretilmeye başlanmıştır. Türkiye‘de yaygın olarak Akdeniz bölgesinde üretilir...<br><br><b><font color="#ff0000">Bilinen hiçbir yan tesiri yoktur.<br></font></b><br>Portakal, besin değeri yönünden zengin ve sevilen bir meyvedir. Önemli bir askorbit asit kaynağıdır. Vitamin özellikle C vitamini yönünden oldukça zengin olan portakal, soğuk algınlıklarında, nezle ve griplerde birebirdir.&nbsp;<br><br><img src="http://www.menzil.net/images/ana/portakal2.jpg" ><br><br><b><font color="#ff0000">ŞİFASI<br></font></b><br><b><font color="#ff0000">1</font></b>) <b><font color="#0000ff">Kanı temizleyici:</font></b> Portakal yemek, kanı temizler.<br><br><b><font color="#ff0000">2</font></b>) <b><font color="#0000ff">Hazmı kolaylaştırıcı: </font></b>Portakal yemek, hazmı kolaylaştırır.<br><br><b><font color="#ff0000">3</font></b>) <b><font color="#0000ff">Kemik erimesi: </font></b>Portakalın meyve kabuğu, at kuyruğu otuyla beraber kaynatılıp balla tatlandırılarak içilmeye devam edilir.<br><br><b><font color="#ff0000">4</font></b>) <b><font color="#0000ff">Ağız kokusu:</font></b> Portakal meyve kabuğu kaynatılıp lapa halinde dişler fırçalanır.<br><br><b><font color="#ff0000">5</font></b>) <b><font color="#0000ff">Mesane kumları:</font></b> Portakal yemek mesane kumlarına iyi gelir.<br><br><b><font color="#ff0000">6</font></b>) <b><font color="#0000ff">Ağrı geçirici: </font></b>Portakal yağı ile ağrılı uzuvlara masaj yapılır.<br><br><b><font color="#ff0000">7</font></b>) <b><font color="#0000ff">Grip ve nezle: </font></b>Portakal yemek, grip ve nezleye iyi gelir.<br><br><b><font color="#ff0000">8</font></b>) <b><font color="#0000ff">Karaciğer yetersizliği:</font></b> Portakal yemek, karaciğer yetersizliğine iyi gelir.<br><br><b><font color="#ff0000">9</font></b>) <b><font color="#0000ff">Uyku verici: </font></b>Yatmazdan önce portakal yemek, uyku verir.<br><br><b><font color="#ff0000">10</font></b>) <b><font color="#0000ff">Safra artırıcı:</font></b> Portakal yemek safra ifrazatını artırır.<br><br><b><font color="#ff0000">11</font></b>) <b><font color="#0000ff">Formda tutar: </font></b>Portakal yemek vücudu şişmanlatmayıp formda tutar.<br><br><b><font color="#ff0000">12</font></b>) <b><font color="#0000ff">Tansiyon: </font></b>Portakal yemek tansiyonu düşürür.<br><br><b><font color="#ff0000">13</font></b>) <b><font color="#0000ff">Kanser: </font></b>Portakal yağı, zeytin yağıyla karıştırılıp günde 5-10 çay kaşığı içilir, portakal kabuğu, elma kabuğu kaynatılıp günde 3-5 su bardağı içilir.<br></p><p><img src="http://www.menzil.net/images/ana/portakal3.jpg" ></p><p><br><b><font color="#ff0000">TAVSİYE<br></font></b><br>Portakalda C vitamini olduğundan vücudu soğuğa karşı korur. Rabbimiz yazın serinletici kışın soğuk hastalıklarının şifasını vermiştir. Ayva, elma, portakal, limon bunların başlıcalarındandır.<br><br><br><b><font color="#ff0000">Portakal Reçeli&nbsp;<br><img src="http://www.menzil.net/images/ana/PortakalReceli.jpg" ></font></b><br><b><font color="#ff0000">KULLANILACAK MALZEME<br></font></b><br>4 adet portakal, kalın kabuklu<br>5 kap seker<br>1 limon suyu<br><br><br><b><font color="#ff0000">YAPILIŞI<br></font></b><br>Portakalların kabuklarını ince taraf ile rendeleyin. büyük boy bir tencereye, üzerini örtecek kadar su ile birlikte koyun. Orta ısıda yaklaşık 45 dakika, yumuşayana kadar pişirin. Süzün ve portakalları kenara alın. Şekeri bir miktar su ile tencerede eritin. İri parçalar halinde kestiğiniz portakalları erimiş sekerin üzerine koyun. yaklaşık 45 dakika kadar orta ısıda pişirin. Altını kapatınca 2 yemek kasığı limon sıkıp, soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra kavanozlara yerleştirebilirsiniz.<br></p><p><b><font color="#000000">Kaynak olarak bazı bölümlerde&nbsp; Alternatif Tıp kitabından faydalanılmıştır.<br></font></b></p></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Oct 2007 19:54:07 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799199</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>&#350;&#304;FA KAYNA&#286;I KARPUZ</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799120</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <b>Hurmanın hararetini karpuzun soğukluğu ile, karpuzun soğukluğunu; hurmanın hamateti ile gideriniz.”&nbsp;<br><font color="#008000">(Hadis-i şerif)</font></b> <br><br><p><img src="http://www.menzil.net/images/2007/karpuz1.jpg" ></p><p><b><font color="#008000">Kavun, karpuzda on özellik var: yemek, içmek, koku, meyve, çöğen, mesaneyi yıkar, karnı yıkar, iç hastalıklarına iyi gelir ve cildi temizler.</font></b> [Deylemi, İ.Rafii]&nbsp;<br><br><b><font color="#008000">Yemekten önce kavun karpuz yemek şifadır.</font></b> [İ.Asakir]&nbsp;<br><br><br>Peygamber Efendimizin severek yediği meyvelerdendir….<br><br>Yaz sıcağında en lezzetli serinleme yollarından biri şüphesiz karpuz yemektir. Ya da hoş bir piknik, tatlı ve sulu bir karpuzla mükemmelleşir. Karpuz kabakgillerdendir. Anayurdu Afrika’nın tropikal bölgeleridir. Mısır’daki antik kalıntılardaki duvar resimlerinde karpuz resmedilmiştir. Daha sonra ticari gemilerle akdeniz ülkelerine yayılmıştır.<br><br>Bugün dünyada yaklaşık 500 çeşit karpuz yetişmektedir. Bunlar kabuğunun, çekirdeklerinin biçimine,rengine ve ağırlığına göre farklılık gösterir.<br><br>Karpuz mayıs ve eylül aylarında ancak özellikle temmuz ortasından ağustos sonuna kadar bol miktarda bulunur.&nbsp;<br><br>Karpuz bol miktarda C vitamini ve antioksidan özelliği ile çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan Beta karoten içerir. İçerdiği yüksek potasyum kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenler ve bağırsak kanserini önlemede de rol oynar. Karpuz çekirdekleri de içinde bulunan Cucurbocitrin adlı madde ile kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olur. Yağ ve kolestrol içermediğinden ve kalorisi de düşüktür…<br><br><br><b><font color="#ff0000">YAN TESİRİ<br></font></b><br>Normal şartlarda yan tesiri yoktur. Aç karna yenilince çok faydalıdır. Karpuz tohumu dalağa zarar verir.<br><br><b><font color="#ff0000">ŞİFASI<br></font></b><br><b><font color="#ff0000">1) </font></b>Allah’ın rahmeti o kadar sonsuz ki; Yazın harareti verdiği gibi, soğutucusunu da veriyor. Karpuzda; kavun, kiraz, vişne, kayısı, hıyar, armut, domates, incir gibi soğutucu, serinletici özelliğe sahip. Biz ise susadıkça (hararetimizi artıran, geğirten) reklam ürünlerini alırız. Hiç hararetimizi bunlarla söndürmeyi düşünmeyiz. Bizde haklıyız. Hormon ziraatı bu şifalı ürünlerin etkisini azaltmış.<br><br><b><font color="#ff0000">2)</font></b> İbni Abbas (ra) şöyle buyurmuştur. “Karpuz, hem yiyecek, hem içecek ve koklanacak bir reyhandır”&nbsp;<br><br><b><font color="#ff0000">3) </font></b>Mesane yollarını temizler: Karpuz aç karma yenilince içerisini komple temizler, mesane yollarını temizler.<br><br><b><font color="#ff0000">4) </font></b>Hazmı kolaylaştırır: Karpuz yemek hazmı kolaylaştırır.<br><br><b><font color="#ff0000">5) </font></b>Kanı temizler: Karpuz yemek kam temizler<br><br><b><font color="#ff0000">6)</font></b> Vücuda kuvvet verir: Karpuz yemek cinsel gücü artırır.<br><br><b><font color="#ff0000">7) </font></b>Mesane taşlarını düşürür: Aç karma karpuz yemek mesane taşlarını düşürür.<br><br><b><font color="#ff0000">8) </font></b>İstiska: Raventi, karpuz suyuna ıslatıp içilecek olursa istiska (su toplama) hastalığım önler.<br><br><b><font color="#ff0000">9) </font></b>Balgam: Zencefil ve Balla yenecek olursa balgamı keser.<br><br><b><font color="#ff0000">10) </font></b>Sevdayı geçirir: Sütle beraber yenirse sevdayı geçirir.<br><br><b><font color="#ff0000">11)</font></b> Safrayı atar: Mide ve karaciğerdeki safra birikintisini dışarı atar.<br><br><b><font color="#ff0000">12)</font></b> Göze inen nezleyi geçirir: Kabukları alna konursa göze inen nezleyi geçirir.<br><br><b><font color="#ff0000">13)</font></b> Tutuklukları açar: Karpuz çekirdekleri, idrarı artırır. İdrar yollarını temizler, dalağa zararlıdır telafisi baldır.<br><br><b><font color="#ff0000">14) </font></b>Humma ve sıtmayı önler<br><br><b><font color="#ff0000">15) </font></b>Karpuz cilt lekesini geçirir.<br><br><b><font color="#ff0000">16)</font></b> Verem: Karpuz çekirdeği öğütülüp balla macun yapılır, yenmeye devam edilir.<br><br><br><b><font color="#ff0000">TAVSİYE:<br></font></b><br>Karpuz, hem şerbettir, hem yemek. Allah (cc) yaz için özel yaratıp, yazın hararetini giderme görevi verdiği bir gıdadır. Susadıkça karpuz yiyiniz.<br><br><b><font color="#ff0000">İYİ KARPUZ NASIL BİLİNİR<br><br><img src="http://www.menzil.net/images/2007/karpuz2.jpg" ></font></b><br><br>Tatlı ve sulu, olgun bir karpuz seçmek için birkaç noktaya dikkat etmeliyiz. Kabuğunun rengi parlak değil, mat olmalı ve tırnağınızla hafifçe kazıdığınızda yeşil kısım kolayca çıkmalıdır. Şekli simetrik olmalıdır. Toprağa oturan kısmının rengi açık sarı olmalı, beyaz veya yeşil olmamalıdır. Olgun karpuz oda sıcaklığında tutulmalıdır. Ancak çok uzun bir süre değil. Buzdolabında 1 hafta süreyle saklanabilir. </p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Oct 2007 19:51:14 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004799120</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>&#199;OCUK OYUNLARI</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004797779</link>
		<description><![CDATA[
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/47/97/5000000004797779.gif" align='right' border='0'> &lt;a href="<a href="http://www.cenkoyun.com" target="_blank" class="pageLinks">http://www.cenkoyun.com</a>" title="oyunlar, oyun"&gt;oyunlar&lt;/a&gt;<br> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>15 Oct 2007 18:53:12 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000004797779</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>Sakarya T&#252;rk&#252;s&#252; (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000854639</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000854639&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000854639&type=R"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000854639&mode=e" flashvars="&config=41000000000854639&type=R" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>Arzular ilköğretim okulu öğrencilerinden şiir ziyafeti</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>24 Apr 2008 20:54:58 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000854639</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>ekmek teknesi (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000854579</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000854579&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000854579&type=R"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000854579&mode=e" flashvars="&config=41000000000854579&type=R" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>Arzular ilköğretim okulu öğrencilerinin 23 nisan gösterileri</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>24 Apr 2008 19:42:22 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000854579</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>suda elma yeme yar&#305;&#351;&#305; (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000853437</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000853437&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000853437&type=R"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000853437&mode=e" flashvars="&config=41000000000853437&type=R" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>Arzular ilköğretim okulu 23 nisan gösterileri</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>23 Apr 2008 20:03:41 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000853437</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>Yo&#287;utta para bulma yar&#305;&#351;&#305; (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000853431</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000853431&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000853431&type=R"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000853431&mode=e" flashvars="&config=41000000000853431&type=R" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>Arzular ilköğretim okulu 23 nisan gösterileri</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>23 Apr 2008 19:57:43 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000853431</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>Arzular ilk&#246;&#287;retim okulu pyes g&#246;sterisi (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000852791</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000852791&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000852791&type=R"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000852791&mode=e" flashvars="&config=41000000000852791&type=R" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>...</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>23 Apr 2008 11:07:01 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000852791</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>Arzular ilk&#246;&#287;retim 4.s&#305;n&#305;f &#246;grencisi siir okurken (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000849029</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000849029&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000849029&type=R"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000849029&mode=e" flashvars="&config=41000000000849029&type=R" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>....</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>19 Apr 2008 09:21:10 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000849029</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>4 yas&#305;ndaki cocuk &#351;iir okuyor (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000848967</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000848967&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000848967&type=R"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000848967&mode=e" flashvars="&config=41000000000848967&type=R" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>...</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>19 Apr 2008 08:43:29 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000848967</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>Arzular ilk&#246;&#287;retim okulu voleybol mac&#305; (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000806933</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000806933&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000806933&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000806933&mode=e" flashvars="&config=41000000000806933&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>......</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>12 Mar 2008 10:23:19 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000806933</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>Arzular Beldesi tan&#305;t&#305;m videosu (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000740694</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000740694&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000740694&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000740694&mode=e" flashvars="&config=41000000000740694&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>...</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>29 Jan 2008 09:53:04 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000740694</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>Arzular Beldesi tan&#305;t&#305;m videosu (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000734835</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000734835&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000734835&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000734835&mode=e" flashvars="&config=41000000000734835&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>Bu videoyu tüm hemşerilerime armagan ediyorum iyi seyirler</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>25 Jan 2008 13:43:20 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000734835</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>arzulardan g&#246;r&#252;nt&#252;ler (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000697234</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000697234&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000697234&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000697234&mode=e" flashvars="&config=41000000000697234&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>video</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>29 Dec 2007 11:23:23 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000697234</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>gen&#231;ler oyun yaparken (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000692268</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000692268&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000692268&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000692268&mode=e" flashvars="&config=41000000000692268&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>yer arzular bld sosyal tesis</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>24 Dec 2007 15:03:23 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000692268</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>gen&#231;ler oyun yaparken (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000691771</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000691771&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000691771&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000691771&mode=e" flashvars="&config=41000000000691771&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>video</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>23 Dec 2007 22:48:02 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000691771</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>gen&#231;ler kabak oyunu oynarken (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000691545</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000691545&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000691545&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000691545&mode=e" flashvars="&config=41000000000691545&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>video</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>23 Dec 2007 17:47:00 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000691545</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>Kas&#305;m d&#246;kt&#252;r&#252;yor (Video)</title>
		<category>Video</category>
		<link>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000690930</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td><object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="450" height="370"><param name="movie" value="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000690930&mode=e" /><param name="FlashVars" value="config=41000000000690930&type=A"/><embed src="http://www.azbuz.com/AzbuzVideo?videoId=41000000000690930&mode=e" flashvars="&config=41000000000690930&type=A" width="450" height="370" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object></td></tr>
			<tr><td>video</td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>22 Dec 2007 23:07:03 GMT</pubDate>
		<guid>http://video.azbuz.com/videoParts/view.jsp?videoId=41000000000690930</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>YEN&#304; EKLENENLER (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001131693</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td>"YENI_EKLENENLER" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001131693'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/113/1/693/1131693/10195447_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>1 Jul 2008 12:36:07 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001131693</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>KAHVELER (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000688583</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td>"KAHVELER" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000688583'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/68/8/583/688583/10142905_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>5 Sep 2007 18:06:48 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000688583</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>ARZULAR &#304;LK&#214;&#286;RET&#304;M FOTOLARI (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000706908</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td>"ARZULAR_ILKOGRETIM_FOTOLARI" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000706908'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/70/6/908/706908/9682722_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>15 Sep 2007 21:46:45 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000706908</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>BUNLARI B&#304;L&#304;YORDUNUZMU? (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001037055</link>
		<description><![CDATA[
		<table>
			<tr><td>"BUNLARI_BILIYORDUNUZMU_" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001037055'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/103/7/55/1037055/9545391_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>17 Apr 2008 12:17:55 GMT</pubDate>
		<guid>http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000001037055</guid>
	</item>
	
	<item>
		<title>&#199;OCUKLAR (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://arzular29-.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000688582</link>
		<description><![CDATA[
		<ta